Androgenetik Alopesi; Kellik Tedavisine Epigenetik Yaklaşım

Androgenetik alopesi ya da erkek tipi saç dökülmesi ifadelerini duymuşsunuzdur; ama çoğunuz eminim, epigenetik tabirini duymamışsınızdır ya da yabancılamışsınızdır.

Aklınızdan geçenleri tahmin edebiliyorum: Afili bir kelime ya da bir nevi kurnazlık… Çünkü bilinenin yanına bilinmeyen, yabancılanan bir kelime koyarak (epigenetik) imaj yapıyor olabilirim.

Öyle mi değil mi yazıya vakit ayırın, siz karar verin efendim.

Genetik kelimesine aşinasınız. Anne ve babamızdan bize geçen genlerin genel ifadesi… Vücudumuzda üretilen yüz binin üzerinde proteinin üretim bilgisini saklayan, bizi anne ve babamıza benzeten ve DNA formunda kodlanan uzun zincir. “Abi bizde şeker hastalığı genetik, annem de şişman, zaten babamın da kırkında saçları dökülmüş.” gibi ifadelerle demek istediğimiz de bu; yani ailede şeker hastalığına yatkınlık var, bu yatkınlık genler vasıtası ile bana da geçmiş, annem şişman ben de genlerle bu özelliği almışım, babamda saç yok bende niye olsun ki gibi…

Bizim ve ebeveynlerimizin yaşadığı çevrenin vücudumuz üzerinde büyük etkileri vardır. Biz fark etsek de etmesek de… Güneşli bir ülke, soğuk ya da yiyecek imkanlarının az olduğu bir yer… Bunlar çok uzun sürelerde genetiğimize (üzerinden epey nesil geçtikten sonra) kısa sürelerde de epigenetiğimize yansır. Bu şekilde dikkatinizi çekmek istediğim asıl nokta şu; lütfen genetic(k) kelimesinin altında (Irreversible/geri dönüşümsüz), Epigenetic(k) kelimesinin altında (Reversible/geri dönüşümlü) yazdığına dikkat ediniz. Burada büyük umutlar, ipuçları, tedaviler ve tıbbın geleceği var. Uyuyana, yatana değil ama… Çalışana.  Anlayacağınız bize yine çok ekmek yok… 

 

Ama herkes de böyle olmuyor değil mi? Her annesi şişman olan şişmanlamıyor, her babası kel olan da kel olmuyor. Demek ki iş sadece gende bitmiyor.

İşte tam bu noktada epigenetik giriyor devreye. Genetik kelimesinin önüne getirilen epi-ön eki “üstünde, üzerinde” demek. İngilizce dilinde “depremin merkes üssü” kelimesinin karşılığı epicenter’dir. Yani deprem yerin derinliğinde olmuştur siz onun yeryüzündeki (üstündeki) noktasını söylersiniz. Daha önce de yazmıştım; protez saçın doğru tabiri epitez saçtır. Yani protezde vücutta eksik olan bir uzvun (kemik, diş) yerine ekleme yaparsınız, epitezde ise bu eksikliği bir şeyin üzerine koyarsınız (kafa derisi üzerine saç/peruk). İşte epigenetik de bu noktadan hareketle “genlerin üzerinde, genetiğin üzerinde” demek oluyor (1).

Kromozom tabirinin hepiniz duymuşsunuzdur (soldaki şekilde en alttaki boğumlu yapı). İnsan vücudunda genetik materyal başıboş durmaz. Son derece organize bir şekilde paketlenmiştir. Tıpkı bölümlere ayrılmış bir kütüphane gibi… Her bir pakete kromozom denir. Bunlardan birer çift vardır ve biri anneden öteki babadan gelir. Böylece insan vücudunda 23 çift kromozom bulunur. 

Haydi buyurun buradan yakın: Ne var genlerin üzerinde? Şu var efendim. Genler yani genetik bilgi bir kütüphane gibidir, içinde bir sürü kitap (gen/protein üretim bilgisi) var. Ama bir kütüphanede tüm kitaplar açık olur mu? Tüm kitaplar aynı anda ortalıkla açılmış vaziyette durur mu? Hayır…

Demek ki bir şeyin nasıl yapılacağı/üretileceği bilgisine sahip olmak ayrı, onu açıp okumak ya da o bilgiyi o anda kullanıyor, okuyor olmak ayrı şeyler. Aynı duruma bilgisayar örneği de verilebilir. Hard diskinizde binlerce dosya var; ama hepsi aynı anda açık değil. Neye ihtiyacınız varsa onu açıyor ve kullanıyorsunuz. İşte hard diskteki bilgiler sizin genetik bilgileriniz gibi; ama herhangi bir zamanda hepsini açmıyor, hepsini okumuyor yani kullanmıyorsunuz.

Sanki biraz anlatabildim mevzuyu… Şimdi kendi kütüphanemize yani genlerimize, genetik bilgimize geliyorum. Bizim gen kütüphanemizde şu anda bildiğimiz 22.000 kadar gen var. Basit bir canlıyız aslında. Can alıcı nokta başka ama… Bu genler (kitaplar) herhangi bir zamanda şu dört durumdan birinde bulunabilir.

  1. Açık genler (kitaplar); bilgisi o anda okunan ve kullanılan genler.
  2. Kapalı genler (kitaplar); bilgisi o anda kullanılmayan genler
  3. Uyarılabilir genler; yani birisi geldi kütüphaneye bir kitaptaki bilgiye ihtiyacı var, kitabı açtı bilgisini aldı, işi bitti, kapattı gitti. Ya da geniniz uzun yıllar hiç uyarılmadı, kapalı kaldı (örneğin ergenliğe kadar cinsel hormonları üreten genler gibi). Ergelik geldi, masumiyet bozuldu…
  4. Periyodik genler; bu işi biraz karışık. Şöyle; bazı genler gündüz havanın aydınlanması ile açılır gece karanlıkla kapanır. Başkaları da tam tersi; karanlıkta açılır ve aydınlıkta kapanırlar.

Anlayacağınız, genetik son derece dinamik bir yapı ve tüm bu organizasyonları genlerin “ÜZERİNDE” etkin bir organizasyon gerçekleştiriyor; EPİgenetik… Sonuç genetik statik bir yapıdır; onu dinamik hale getiren epigenetik düzenleme mekanizmalarıdır (2).

 

Genlerin kontrolünü elinde tutan epigenetik mekanizmalar çevre ile çok sıkı ilişki içindedir. Çevresel bilgiyi alır, işler ve bu işlenmiş bilgiyi genetik bilgi üzerine uygular. Sonuçta görünüşü aynı olsa da her şeyiyle başkalarından farklı bir birey çıkar ortaya… Huyuyla, suyuyla, saçıyla…

 

Vallahi size epigenetiği anlatıncaya kadar yazı uzadı gitti. Saç ile ilişkisi bir başka yazıya kaldı. Bu yazımızı şu cümle ile tamamlayalım; “Çoğu saç dökülme vakasında saçın kök hücrelerinin protein üreten genleri KAPANMIŞTIR. Eğer bu genleri açarsanız ve oradaki bilgiyi hücrelere kullandırırsanız, saç da çıkar baş da…” Devam edeceğiz.

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://jeb.biologists.org
Views All Time
Views All Time
266
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*