Beyin Ödül Sistemi

İnsan beyni tüm karmaşasına rağmen temel bazı ihtiyaçların karşılanması ile kişide “ödüllendirilme” hissi uyandıracak mekanizmalara sahiptir. Bu mekanizmalara topluca beynin “ödül sistemi” ismini veriyoruz. Hoşumuza giden şeylerin “hoşumuza gitmesi”, beğendiğimiz şeylerin “daha iyi hatırlanması”, sevdiğimiz bir insanın kokusunun “unutulmaması” gibi belirgin sonuçlar hep ödül merkezinin uyarılması ile ilgilidir. Tam tersi de geçerlidir; ödül merkezini baskılayan kötü hatıralar, bazı olumsuzlukların “dün gibi hatırlanması” da ödül merkezinin deprese edilmesi yani bir çeşit cezalandırmadan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle sistem çoğunlukla ödül sistemi olarak geçse de bazen de “ödül ve ceza sistemi” olarak anılır.

Buradan çıkan sonuç şöyle özetlenebilir; ödül merkezi bizim yaşamımız, modumuz, kişiliğimiz üzerinde olumlu ve olumsuz baskın etkilere sahiptir. Evet bu ifade doğrudur.

Beyin Ödül Merkezi bu şeklin sağında gördüğünüz ve okla V.T.A olarak işaretlenmiş alandır. Bu alandan çıkan sinir hücreleri kişiliğimizin merkezi kabul edilen beynin ön lobundaki (frontal cortex) sinir hücrelerine giderek onları uyarır. Bu da bize kendimizi iyi hissettirir. Sistemin bir numaralı habercisi dopamindir…

Bedenimize ait “birincil ihtiyaçlar” dediğimiz yemek yeme, su içme, cinsellik ve solunum, boşaltım, uyku gibi ihtiyaçlarımız karşılandığında ortaya çıkan iyilik hali bu merkezin uyarılması ile ilişkilidir. Aç insan yemek yediğinde, kabız insanın nihayet bu sıkıntısından kurtulduğunda ya da cinsel ihtiyacınız karşılandığındaki “öfori, iyilik hali” ödül merkezinizin uyarılması ve dopamin salgılaması sonucudur. Bu dopamin beynin büyük bir kesimine pozitif mesajlar taşır ve siz kendinizi iyi hissedersiniz.

Ancak hikâye burada bitmiyor. İnsan bu, öyle yemekle uykuyla kalır mı? Uyuşturucu olarak bildiğimiz pek çok kimyasal da ne yazık ki beynin ödül sistemi üzerinden çalışıyor. Uyuşturucuların çoğu ödül sistemini aşırı derecede uyararak, gerçeklerle örtüşmeyen iyilik hali, mutluluk, aşırı özgüven oluşturuyorlar. Sonra ne mi oluyor? İnsan o duyguyu yeniden yaşamak istiyor; işte bağımlılık da buradan çıkıyor.

Bu şekle lütfen dikkatli bakınız… Yemek yemek, su içmekten tutun da beğenilmek ve alkışa kadar tüm sistem dopamin ve ödül sistemi üzerinden çalışıyor. Dolayısıyla bunların hepsinin bağımlılığı vardır. Yani yemenin, alkışın, beğenilmenin… Burada kötü alışkanlıklar yok; sigara, uyuşturucular da aynı mekanizmayı kullanıyor. Tüm bunlar şekildeki kişinin yüzünde yazan “kimyasallar” ifadesinin içine gizlenmiş durumda… Resmin solundaki yazıların en sonunda “insülin” yazıyor. Yani tokluk hormonu; önce kan şekerimiz yükselir, sonra insülin ve şeker-insülin ikilisi bize kendimizi bu mekanizma üzerinden iyi hissettirir. O nedenle bazı hocalarımız şekerleri “zehir” olarak nitelerler. 

Morfin çok iyi bir ağrı kesici. Pek çok şiddetli ağrıyı kesmek için kullanıyoruz. Etkilerinin önemli bir kısmı ödül merkezi üzerinden oluyor. Bu kadar iyi bir ürünü insanoğlu ne hale getirmiş bakınız; eroin morfinin farklı bir şeklidir. Beyinde eroinin gidip uyarabileceği bir yer yoktur. Dolayısıyla eroin beyinde morfine çevrilir ve morfin de ödül merkezini uyararak, etkilerini gösterir (1). Ne yazık ki eroin bağımlılığı en güçlü olan uyuşturuculardan bir tanesidir ve çoğunlukla bağımlı olmak için bir kez “denemek” (!) yeterlidir.

Sigara da nikotin üzerinden ödül merkezini uyararak etkisini gösterir. Sigara içenlerin kendini -yalancı da olsa iyi hissetmesinin altında bu mekanizma yatar. Hazır yeri gelmişken şunu da söyleyelim; daha doğrusu önce soruyu soralım. Sigarayı bırakanlar niçin kilo alırlar? Evet var mı cevabınız? Hani derler ya, el alışkanlığı, sigarayı bırakınca elimiz boş kalıyor… Hayır efendim öyle değil.

Sigaranın içindeki nikotin ödül merkezini uyarmayı bırakınca ortaya çıkan eksikliği tamamlamanın en kolay yolu bir şeyler atıştırmak. En temel ihtiyacımızı kullanmak ve karşılamak yani. Siz bir şeyler yiyorsunuz -özellikle şekerli, şeker ve insülin gidip ödül merkezini uyarıyor. Sigara içmiyorsunuz ancak kilo alıyorsunuz (2). Kısaca böyle…

Uyuşturucu bağımlılarına dikkat ettiniz mi hiç? Çoğu bir deri bir kemiktir. Para bulamayıp yiyecek alamadıklarından değil, bağımlı oldukları madde beynin ödül merkezini o kadar uyarıyor ki, yemeye içmeye pek ihtiyaç hissetmiyorlar (3).

Şekildeki Latince ifadelere takılmayın. Aşağıda renklendirilmiş iki tane kimyasal haberci var; Dopamin ve Serotonin. Ödül merkezinde dopamin tek başına çalışmıyor, serotonin de bazı konularda ona yardım ediyor. Dopamin daha çok öfori, kendini iyi hissetme gibi duygular oluştururken, serotonin modumuzla ve hislerimizle daha ilgilidir. Bu nedenle serotoninin adı “mutluluk hormonuna” çıkmıştır. Bu hem doğru hem de abartılı bir ifadedir. Kadınların adet dönemlerinden önce yaşadıkları atıştırma krizleri serotoninden çok dopaminle ilişkilidir ve şeker-insülin ikilisi bayanlara kendini bu sıkıntılı zamanda iyi hissettirir. 

Son bir not ile yazımızı bitirelim. Ödül merkezi herkeste önemlidir elbette ancak ergenlerde önemi zirve yapar. Ergen çocuğu olanların bu gerçeği aklından hiç çıkarmaması gerekir. Eğer çocuğunuza devamlı negatif girdi yaparsanız (ders çalışmıyorsun, pissin, dağınıksın, sorumsuzsun vs.) asla amacınıza ulaşamaz ve bunları tersine çeviremezsiniz. Aksine ödül merkezini deprese edersizin (bastırırsınız). Ancak her yaştaki bireyden daha çok ergenlerin ödül merkezinin uyarılmasına ihtiyaçları vardır (4). Eğer bunu siz yapmazsanız o da başka yöntemler aramaya koyulur. Onlar da takdir edersiniz ki pek sevimli yöntemler değil. O nedenle siz siz olun çocuklarınızı olumlayın, söyleyecek iyi sözünüz yoksa bile en azından susun, kötüyü söylemeyin. Çünkü kötü söz, davranış, aşağılama beklentinizin tam aksine çocuklarınızın daha kötüye savrulmasına neden olacaktır.

Beynin ödül merkezini anlatan Türkçe güzel bir video var, dilerseniz (5) nolu referanstan onu izleyebilirsiniz. Ödülünüz bol olsun efendim.

Yazının resmine takıldıysanız durumu şöyle özetleyelim; aşkın ve aşık olmanın bizde oluşturduğu duygular da ödül merkezinin uyarılması sonucudur. Dolayısı ile aşık olmak bir nevi bağımlılık sayılabilir… Bir sonraki yazıda bağımlılığı inceleyip aşkın bir bağımlılık ve hastalık (!?) olup olmadığına birlikte karar verelim.

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://ajcn.nutrition.org
  3. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  5. https://www.youtube.com

 

Views All Time
Views All Time
268
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*