Biyolojik Gece-11

En son hücresel açlıkta kalmıştık; yani kanınızda yeterince şeker olmasına rağmen kaslarınızın bu şekeri istediği kadar kullanamaması durumu… Bu sizde atıştırma/yemek yeme isteği doğurur, çünkü halsizsinizdir.

Böylece zaten kanınızda yeterince şeker varken biraz da siz takviye edersiniz, bu takviye ile pankreas biraz daha insülin salgılar ve bir süre sonra kandaki fazla şeker iyi kötü hücrelerin içine taşınır. Ancak insülin normalden fazla salgılandığı için (çünkü hücreler insüline direnç geliştirmiştir), kan şekerinin çekilmesi biraz fazla olabilir; buyurun bu sefer de hipoglisemi… Yani gerçekten kendinizi halsiz yorgun hissedersiniz.

Tam bu sırada kan şekeri düşüklüğüne sempatik sistem yanıt verir. Çünkü asli görevlerinden bir tanesi kanı enerji maddelerinden zengin tutmaktır (hem şeker hem yağlardan zengin). Ancak sempatik sistem bu işi yapabilmek için bazı hormonları kullanır; adrenalin, noradrenalin ve kortikosteroidler gibi… Bunlar da (özellikle ilk ikisi) sizi biraz sinirli, biraz terler hale getirirler. Kalbiniz de normalden fazla atmaya başlar.

Açken sinirli olmak biraz bu mekanizma ile ilişkili. Öyle olunca atıştırmanın da ayarı kaçar, zaten Türkler savaşır gibi yemek yiyorlar ya da tabakhaneye bir şey yetiştirir gibi… Bir de sempatik destek olunca, yiyecek miktarı da abartılır.

Artık Türkiye gibisinizdir; sorunlarınıza yapısal çözümler üretmekten uzaksınız. Gündelik hayatı idame ettiriyorsunuz. Altyapı bozuk ve dayanıksız. Eskiden size vız gelip tırıs giden küçük şeyler artık sorundur. Örneğin bir yerinizde yara çıksa eskisi gibi kolay iyileşmez, zihinsel donukluklar (düşünce sislenmeleri) yaşarsınız, konsantrasyon sorunları çekersiniz, geceleri daha sık idrara çıkmaya başlarsınız ya da zaten başlamışsınızdır, eliniz ayağınız çabucak titreyiverir. İlaçlar iyi gelir size ama hiçbir sorunu çözmezler; gerçekten aynı Türkiye gibi değil mi?

Böylece armut güzelce pişmiş ve kapitalist ağızlara düşmüştür.

Sonuç; Türkiye, yaklaşık 30 milyon kilolu veya şişman erişkin, 8 milyon diyabetli, 5 milyon yüksek tansiyon hastası vs…

Ama olsun diyabetlilerin gözlerindeki hasar için acayip göz merkezlerimiz ve lazer tedavilerimiz, yaraları için hiperbarik oksijen ve yara tedavi merkezlerimiz, böbreklerimiz için de diyaliz merkezlerimiz var bizim. Batık bir SGK’mız ve sürdürülemez bir sağlık sistemimiz de…

Önce tüm sağlık hizmetinin herkes için ücretsiz olduğu/olacağı söylenir. Sonra o ücretsiz yerlerde verilen hizmet kalitesi düşer; zenginler hemen çıkış yolu bulurlar. Sonra bu çıkış yolları ete kemiğe bürünür, ülkenin sağlık sisteminin yaklaşık yarısı fakire ortalama ve/veya altında kalitede sağlık hizmeti verirken, diğer yarısı bu hizmeti ortalama ve üstü kalitede yine ücretli almaya başlar. Hayat böyle devam eder.

Bu arada özel sektör bolca hekim istihdam eder, önceleri ücretler dolgundur. Sonraları özel sektörü tercih eden hekim sayısı kontrolsüz şekilde artar; pazarlıklar ortaya saçılır. Patoloji uzmanı üç kuruşa preparat bakar, radyolog beş kuruşa tomografi rapor eder. Nitelikli iş gücü ayağa düşer, ücretler tatmin edici eşiğin oldukça altındadır… Ancak yapacak başka bir şey de yoktur.

Kimsenin hastalıkları ortadan kaldırmak gibi bir derdi yoktur; devletin bile… Öyle olursa hekim ve hastaneler işsiz, siyaset oysuz kalır. Oysa oy, sağlıktan, sağlıklı olmaktan daha önemlidir.

O nedenledir ki, şehir ormanı kurmak ya da yaşanabilir şehirler inşa etmek yerine, şehirleri binalarla doldurmak ve sonra da şehir hastaneleri ile boğmak daha hoş (!) bir çözümdür.

Views All Time
Views All Time
207
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*