Biyolojik Gece-3

Bir önceki yazımızda biyolojik ve metabolik iki ana kırılmadan bahsetmiştik. Konumuz gereği biyolojik olandan devam ediyoruz.

Sanayi Devrimi’nden sonra başta Batı toplumları olmak üzere gündelik yaşam doğal “aydınlık-karanlık” döngüsünden koparılıp, “mesai saatleri, vardiya, öğle yemeği, sabahçı olmak, öğlenci olmak, nöbet” vb. gibi biyoloji dışı parametrelerle (tabii zorunluluktan) belirlenmeye başlamıştır. Toplumlar zaman içerisinde aydınlık-karanlık döngüsünü tamamen kaybetmiştir.

Yaşadığımız çevrede tüm bu değişimler olurken, vücut makinesini çalıştırmak için kullandığımız “kılavuz, kütüphane, DNA, gen bilgisi”nin hiç değişmediğini unutmayınız lütfen.

20. yüzyılla birlikte önce 1. Dünya Savaşı ve buhranlar derken toplumların hayatları bir kez daha altüst olmuş ancak büyük hem de çok büyük bir “teknolojik devrim” hayatımıza girmiş ve tarifsiz bir hızla yayılmaya başlamıştır; elektrik, evet elektrik.

Ne büyük bir medeniyet unsuru olduğunu söylemek, anlatmak bize düşmez… Onsuz bir hayatı düşünebilen kimse var mıdır, bilemiyorum.

Bu elektriğin aydınlık, parlak ve medeni yönü… Ama iş bununla bitmiyor. Buyurun madalyonun öbür yüzüne…

Elektrikten önce insanların karanlığı kırmak için kullandığı yöntemler hepimizin malumu; önceleri sadece ateş, sonra zamanla meşale, mum, gaz lambası vs… Başka yöntem yok. Bu ışık kaynaklarının ortak özelliğini buraya not edip, yolumuza devam edelim; bu kaynaklar sarı ve sarıya yakın dalga boylarında ışık yayan kaynaklardır… Şimdilik bu kadar yeter.

20. yüzyılla birlikte tüm bunlara paydos ediyoruz ve elektrik tarihte başka nadir keşiflere nasip olan bir hızla hayatımıza giriyor. Evlerimiz aydınlanıyor, geceler gündüz oluyor. Elektrikli aletler vs. konumuz dışı onlara girmiyorum. Ne demiştik; geceler gündüz oluyor ve dananın kuyruğu kopuyor… Kopuyor ama toplumsal olaylar gibi metabolik olaylar da bugünden yarına hemen ortaya çıkmıyor. Bunun kötü örneğini ilk yazımızda sigara üzerinden vermiştik. Bu bireysel örnekte “sigara” gibi kötü bir alışkanlığın “bireyde hastalık” oluşturabilmesi için “yıllar” gerekiyordu, hatırlayınız.

İşte sigara yerine “gecelerin gündüze dönmesi” gibi masum görünen bir nimetin “toplumlarda hastalık” oluşturabilmesi için de “dekatlar” gerekiyor. Dekat tıp dilinde on yıl demek… Dekat kelimesi yerine “nesiller” de diyebilirsiniz, hatta bu daha doğru.

2. Dünya Savaşı’nı takiben “modern yaşam tarzı” dediğimiz genlerimize son derece yabancı yaşam tarzı dünyanın batısına iyice yerleşiyor. Bu arada ortalama ömür uzuyor, mikroplarla olan savaşı insanoğlu “antibiyotikler” sayesinde kazanıyor ya da kazanıyor görünüyor.

1960’lı yıllardan itibaren, şimdilerde insanların öcü gibi korktuğu ama hasta olunca da dört elle sarıldığı “kimyasal” maddeler yani ilaçlar hızla hayatımıza giriyor. Böylece “genlerine yabancı” bir çevrede yaşayan nesiller “yeni hastalıklarla” tanışıyor. Bu hastalıklara topluca “medeniyet hastalıkları” diyoruz. Hepsi tanıdık, artık tamamı “epidemik” yani toplumları yaygın olarak etkiliyor.

Buradaki ironiye dikkatinizi çekmek istiyorum; “medeniyet ve hastalık” kelimeleri aslında birbirine zıt olması gereken kavramlar. Aslında ironi değil bu “oksimoron” bir durum. Normalde medeniyetin hastalık değil sağlık getirmesi gerekir ama öyle olmuyor.

Bugün medeniyet hastalıkları diye grupladığımız hastalıklar şunlar; kalp-damar hastalıkları, tüm metabolik kötülüklerin anası şişmanlık, karaciğer yağlanması, tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, nöropsikiyatrik (depresyon, anksiyete, panik atak vb.) ile nörodejeneratif (Alzheimer, Parkinson), hastalıklar ve belirli tür kanser vakaları toplumlarda yaygın olarak görülmeye başlıyor.

Biz de bu sürecin tam ortasındayız. Bugün ülkemizde her üç erişkinden birisi şişman, ikincisi fazla kilolu ve nihayet sadece bir erişkin sağlıklı kilosunda. Yine erişkin nüfusta yaklaşık 8 milyon diyabetli, 5 milyon yüksek tansiyonlu birey var ve yaklaşık 25 milyon insanımız bu tür hastalıklardan dolayı her gün düzenli ilaç kullanıyor. Havamız çok kirli ve sigara alışkanlığımız yaygın olduğu için KOAH ve ilintili hastalıklar da oldukça yaygın. Her neyse hasta bir toplumuz anlayacağınız.

İnsanlık tarihinin bu kısa özetinden anladığımız şu; medeniyet tüm imkanlarının yanında toplumlarda evvelinde nadir görülen hastalıkların yaygın olarak görülmesine neden olmuştur. Madalyonun bu yüzü halen çok karanlık ve üstünde durmaya değecek hem de çok değecek kadar sıkıntılı…

Bu seride yukarıda özetlediğimiz sürece katkıda bulunan ve artık hayallerimizde ancak bulabileceğimiz “biyolojik gece” kavramına yoğunlaşacağız. Bu sürece neden olan ana unsurlardan bir tanesi. Bir sonraki yazımızda bu uzun ama özet girişten sonra “biyolojik gece “ ve “fizyolojik uyku” kavramlarını ele alacağız.

Views All Time
Views All Time
64
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*