Biyolojik Gece-5

Günümüzü bitirdik, otomobilimize ya da toplu taşıma aracına bindik evimizin yolunu tuttuk. Yorgunuz, gün boyu çalışmışız. Kendimizi bitkin, tükenmiş ya da zihinsel ve/veya bedensel olarak sabahtan farklı hissetmemiz gayet normal. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı organizma sizi gündüz olduğundan farklı isteklere yönlendirir. Şöyle güzel bir akşam yemeği yemek, yoğun zihinsel ya da bedensel aktivite gerektirmeyen işler yapmak gibi… Kitap, gazete karıştırmak, internette günün gelişen olaylarına göz atmak, bunları yaparken şöyle ayaklarınızı uzatmak filan. Ne güzel değil mi? Sizin bedensel ve ruhsal halinize gayet uyumlu.

Bu hal değişikliklerinin altyapısı zaten hazırdır. Alacakaranlıkla birlikte yani güneş ışınlarının mavi dalga boyuna yakın fraksiyonları azalırken sarıya yakın olanlar artmıştır. Sempatik sistem yavaş yavaş devreden çıkar ve görevi parasempatik sisteme devreder. Parasempatik sistem tıp fakültesi derslerinde “rest and digest” yani istirahat ve sindirim kelimeleri ile özetlenir.

Bu değişime ne kolunuzdaki saat ne de sosyal belirleyiciler neden olur. Bu tamamen biyolojik saatin göze düşen ışık miktarındaki değişimi algılaması yani “aydınlık-karanlık” döngüsü ile ilgilidir. Bu nöbet değişiminin yapılacağı sırada modern çağın bir karmaşası çıkar ortaya…

Ortam aydınlatılır; yani karanlık periyoda girişe sekte vurulur. Evinizin salonundaki düğmeye basarsınız ve afili avizenizden güneşin tam da öğlen vakti yaydığı ışınların dalga boyuna yakın bir ışık demeti ortalığa saçılır. Nihayet yine aydınlıktasınız. Oysa ortamın bu kadar aydınlık olması beklenmez, çünkü güneş batmış ve hava kararmıştır.

2. Dünya Savaşı’ndan sonraki nesillerden başlayarak milyarlarca insanın her akşam içine düştüğü bu duruma metabolizma iyi kötü uyum sağlamıştır. Genlerde bir değişiklik yoktur ancak “biyolojik adaptasyon” dediğimiz bir mekanizmalar manzumesi sayesinde organizma karanlık periyoda biraz daha geç girildiğini kavramıştır.

Nihayet ilk kaos atlatılır ve sempatik ile parasempatik sistemin görev değişimi biraz sorunlu ve rötarlı bir şekilde gerçekleşir. Gerçekleşir çünkü günün “ana” öğünü olan akşam yemeğini yemişsinizdir. Sempatik sistem pek sindirim ve emilim bilmez, zaten karın bölgesinde çok işi yoktur. Sempatik sistem daha çok, akciğerler, kalp ve damar sistemi, böbrek ve çizgili kaslar üzerinde etkindir. Tabii bir de beyin…

Parasempatik sistem ise daha çok sindirim sistemi ve karın içi faaliyetleri yönetir. Bu genel ifadeler yanlış anlaşılmasın, bu iki sistemin birlikte çalıştığı epey fizyolojik mekanizma da vardır; ancak ikisi bir arada aktif bulunmazlar. Örneğin, idrar kesesinin dolması bir sisteme aitken, boşaltılması ötekine, ereksiyon birine aitken, ejekülasyondan diğer sistemin sorumlu olması gibi… Amaca yönelik iş birlikleri anlayacağınız.

Akşam yemeğinden sonrası ise tam bir karmaşadan ibarettir. Ortamdaki ışık sempatik sistemi desteklerken, biyolojik saat aslında karanlık olduğunu ve güneşin battığını bilir. Çünkü alacakaranlık yaşanmıştır. Bu ardından gelen ışık dalgası fizyolojik değildir.

İşte sadece bir iki neslin karşılaştığı bu durum artık biyolojik saatin algı ve tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Çünkü gerek bilgisayar ekranı gerekse televizyon en çok mavi dalga boyuna yakın ışın üretirler ve bu güneşin en tepede olduğunda dünyaya ulaşan ışık demetine benzer. Böylece bilimsel olarak “otonom karmaşa” denen döneme girilir.

 

Bu ışığın bol, karanlığın kıt olduğu dönemin (İngilizce Light at Night/LAN) organizma üzerinde “damla damla” olumsuz etkileri vardır ve bu etkilerin de birikme gibi kötü bir özelliği…

 

Özetle modern insanın en sorunlu zaman dilimi “akşam yemeğinden sonraki” dönemdir ve bu döneme “post prandial dönem” denir. Hemen tüm medeniyet hastalıklarının ana kaynağı bu dönemdir. Ancak bu size söylenmez, çünkü hastalıkların olmaması değil olması istenir ki, devasa kapitalist çarklar dönsün. Siz televizyon izler, bilgisayar başında sabahlar, cep telefonunuz ile yatağa girersiniz… Böylece akşamları ışığa maruz kalır, otonom (iradeniz dışında) çalışan sistemi bozarsınız. Hem elektrik, televizyon, bilgisayar vs. kullanır/harcar/eskitir hem de hasta olursunuz. Hasta olunca doktora gider MR çektirir, ilaç kullanırsınız. Bu arada şişmanlarsınız ve zayıflamanın çarelerini ararsınız. Bakınız ne kadar çok kapitalist çarkı çevirdiniz. Üstüne bir de uzun yaşamak istersiniz, ne güzel!

 

Buyurun size ömür boyu düzenli ilaç kullanan kişiler değil, toplumlar… Örneğin bizim toplumumuzda 25 milyon kişi… İyi dinlenmeler insanoğlu, her şey sizler için…

Devam edeceğiz…

Views All Time
Views All Time
103
Views Today
Views Today
1
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*