Biyolojik Gece-6

Şimdi postprandial yani akşam yemeği sonrası evreye biraz daha derinlemesine bakalım. Bu evrede sempatik sistem ile parasempatik sistemin hiç alışık olmadıkları halde birbirine girdiğini görüyoruz. Bu metabolik olarak da böyledir.

Örneğin sempatik sistem kan şekerini yükseltme eğilimindedir, parasempatik tam tersi… Sempatik kan basıncını yüksek tutmak ister, parasempatik düşük… Hatta vücut sıcaklığı bile böyledir; sempatik yüksek, parasempatik düşük tercih eder. O nedenle uykuda vücut sıcaklığımız düşer ve biz örtünme ihtiyacı duyarız. Demek ki uyku da parasempatik sistemin hüküm sürdüğü bir evre; evet öyle…

Ama bu dönemde olan küçük çekiç darbeleri ve bundan bihaber toplumlar yaşamlarına devam ederler. Geç saatlere kadar televizyon izlenir, onun önünde uyunur, bilgisayar başında saatler geçirilir. Karmaşık dönem uzadıkça uzar.

Bu dönemde kimse sizin kan şekerinizin ne kadar yükseldiği ile ilgilenmez. Çünkü tıpta standart yaklaşım AKŞ diye dilimize pelesenk olmuş sabah açlık kan şekeridir. Bu değer yüksek olmadığı sürece sağlıklı sayılırsınız ve kendinizi iyi/sağlıklı hissedersiniz. Oysa kan şekeri günün hangi saatinde yüksek olursa olsun başta damarlar olmak üzere zarar verir ve bu zarar birikici karakterdedir.

Bu karmaşık dönemin başında yenen bir akşam yemeği ve ardından çay, pasta, atıştırma vs. olarak devam eden parasempatik aktiviteler sempatik sistemin de aktif olmasından dolayı kana yansır ve kan şekeri yüksek kalır, oysa düşük olmalıdır. Neden? Çünkü dinleniyorsunuz, bedensel ve zihinsel aktif bir iş yapmıyorsunuz. Eee, ne olacak o zaman kandaki fazla şeker, kim kullanacak? Kan şekerinin en büyük müşterisi çizgili kaslardır. Çünkü 70 kg ağırlığa sahip ortalama bir erişkinde 30 kg çizgili kas vardır. Ama siz bu kaslarınızı kullanmıyorsunuz, istirahat ediyorsunuz. Ne olacak bu şeker? Mecburen insülin hormonu bu şekeri çizgili kas harici müşterilere önerecek. Kim bunlar, karaciğer ve nihayet yağ dokusu…

Karaciğerin şeker depolama kapasitesi yaklaşık 100 gramdır. 100 gram şeker bizim için nedir ki! İki dilim baklava ya da üç beş kurabiyede bundan daha fazlası var zaten. İyi de karaciğer biraz evvel yediğiniz akşam yemeği ile bu depolarını doldurmuş olmasın! Bizim şeker kaldı ortada… Çok üretilen Antalya domatesi gibi. Ama bir fark var. Domatesi alıp çöpe -ne yazık ki, atabiliyorsunuz, ama şekeri!

Hayır, vücuda giren şekerin vücuttan atılmasının tek yolu onun enerjisini kullanmaktır. Doktorlar dahil bizi aldatabilir; şu ürün fazla şekeri idrardan attırıyor, dışkıyla vücut dışına çıkarıyor filan; aldanmayınız… O işler öyle iki kelimelik yalanla hal olacak gibi durmuyor.

Nihayet bu fazla şekerin asli ve zorunlu müşterisi yağ dokusudur. Parasempatik sistemin en hâkim olduğu yağ dokusu da göbek ve iç organların (visseral) etrafını saran yağ dokusudur. Kanınızdaki yüksek şeker bir süre dolandıktan sonra -insülin aracılığı ile, yağ dokusuna sunulur. Yağ dokusu da, adından belli bu fazla şekeri şeker olarak değil yağ olarak depolar. Bunun birkaç nedeni var.

Birincisi enerjiyi şeker olarak depolamak çok yer tutar; ne kasın ne yağın böyle bir yeri yoktur. İkincisi yağlar enerji yoğun moleküllerdir ve enerjiyi uzun süre saklamaya uygun yapıdadırlar. Böylece yüksek kan şekeri damarlarınıza güzelce (!) zarar verdikten sonra bir güzel yağa dönüşür ve duruma göre karaciğerinizin bir köşesine (karaciğer yağlanması) ya da göbeğinizin orta yerine yerleşiverir.

Ne kadar güzel değil mi? Siz ertesi sabah en az sekiz saatlik açlıktan sonra gider bir güzel kan verirsiniz; aaa ne güzel bir bakmışsınız açlık kan şekeriniz normal. Yani bir sorun yok, bunu hekime bile sormaya gerek yoktur. Bir yeşil ok veya yandaki normal değerler sizi rahatlatmaya yeter.

Hayat böyle akar gider… Siz deyin beş ben diyeyim on yıl sonra mekanizmalar daha da bozulmuştur ve bir sabah evet bir sabah açlık kan şekeriniz sınırın etrafında, biraz üzerinde çıkar. Tehlike çanları çalmaktadır. Size henüz diyabet olmadığınız ve insülin direncine sahip olduğunuz söylenir. Yapılması gerekenler vardır, diyet-egzersiz filan…

Yaparsınız veya yapmazsınız, biraz daha zaman geçer… Sonra size artık diyabet olduğunuz ve ilaç kullanmanız gerektiği söylenir. Ne güzel değil mi? Şükür ki ilaçlarımız var, yükselen kan şekerini düşürüyorlar… Bu arada göbek almış başını gitmiştir, mutlaka kilo vermeniz gerekmektedir. İyi de bunu artık sağır sultan bile biliyor! Biliyor ama ne oluyor? Tıpkı sigara paketlerinin üzerindeki resimlere duyarsızlık gibi toplum buna duyarsızlaşıyor! İspatı mı? Sağlık Bakanlığı’nın resmi rakamları… Her üç erişkinden biri normal, biri fazla kilolu ötekisi tıbbi olarak şişman… Ama herkes zayıflamak gerektiğine inanıyor.

Bu kadarını sindirelim sonra devam edelim…

Views All Time
Views All Time
93
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*