Biyolojik Gece-8

Ne demiştik, hasta olmadan önce hasta oluyoruz. İşte anlatmaya çalıştığımız bu postprandial yani akşam yemeği sonrası evre bu kadar sorunlu… Ancak dikkat ederseniz karda yürüyor izini belli etmiyor. Bunun daha ilerisi de uyku… O da parasempatik bir aktivite “digest&rest” yani “sindir ve dinlen” evresinin tatlısı, kaymağı… İyi bir uyku insan metabolizmasının olmazsa olmazlarındandır. Hava gibi su gibi derler ya işte öyle…

Uyku süresi konusunda onlarca maval okumuşsunuzdur. Şu kadar saat uyku sağlıklı, sakın şu saatten daha az uyumayın filan. Onlar magazinleştirilmiş bilgilerdir. Bir kere doğruyu söylerseniz bir daha söyleyecek lafınız kalmaz. Ancak pek çok işte olduğu gibi, televizyonculukta da devamlılık esastır.

Örneğin bir hocamız var; ilminde ve dilinde halka söyleyebileceği on tane doğrusu vardı. Çünkü halka doğrudan söylenebilecek sözler az ve öz olmalıdır. Herkes her dediğinizi aynıyla anlayamayabilir vs. Neyse, çıktı bu doğruları söyledi, çok da iyi etti. Sonra? Sonra dediler ki “haydi hocam devam.” Stüdyo var, reyting var, reklam var… Bu çarklar Terkos suyuyla dönmüyor ya! Hoca -sanırım ve umarım- “benim doğrularım bitti, bu kadar” demiş olmalı…

Dedi veya demedi, bilemiyorum ama o dönen çarkların bir parçası oluverdi. O söyleyecek söz bulamayınca ona söylenecek söz buldular, illa hocanın kendi on doğrusu kadar doğru olması gerekmiyordu artık bu sözlerin. Ne de olsa Yahudilere inen on emir gibi, on doğru ile reyting çarkı dönmezdi…

Söyledi hoca, belki önce elekten geçirdi, vicdanından süzdü… Ama sonra? Koyuverdi gitti… Direnemedi, dayanamadı… Nihayet direnç fazı da bitti. Artık tam bir “medya maymunuydu” (kendisi değil, yaptığı iş). Gele gele şu noktaya geldiler; “şu bilginin reklam değeri bu kadar, bu sözü prime time’de söylerseniz şu kadar.” Eleğin delikleri büyüyünce, üstte kalan pek olmadı, hepsi testten geçti. Ne de olsa “money talks” yani para konuşuyordu.

Bir araştırmaya göre yaşlılar paraya daha çok değer veriyormuş. Oysa biz ne yapacaklar o yaşta parayı, para gençken lazım diye düşünürüz. Ama değer yargımız farklı, gençler paranın yapabileceklerini isterken onlar zatını istiyorlar. Yani deste deste yeşiller, kabarık banka hesapları… O parayla bir şey yapacaklarından değil anlayacağınız. Neyse ben de magazine çok daldım, kusuruma bakmayınız.

İş uykudan açılmıştı… Uyku konusu da böyle, diğer pek çok konu gibi… Zayıflama, sağlıklı yaşam, ruhsal sağlığın korunması, çocuk-ebeveyn ilişkileri bu konulara örnek verilebilir. Herkes bildiği kadarını konuşsa ve sonra sussa ne güzel olurdu! Ne de olsa susmak kuvvetli bir cevaptır.

Parasempatik sistemin özetinin “digest&rest” olduğunu yani sindir ve istirahat et şeklinde ifade edilebileceğini söylemiştik. Allah bereketini artırsın, yedik içtik ve nihayet uykumuz geldi. Uyku insan bedeninin günlük muhasebesini yaptığı, ortalığı temizlediği, beynin aktif olduğu bir dinlenim periyodudur.

Kendi içinde dört evresi vardır, REM ve non-REM olarak bölümlenir. REM hızlı göz hareketlerinin olduğu dönemin ismidir (rapid eye movement). Her insanın uyku ihtiyacı bir diğerinden farklı olabilir. Temel ihtiyaç ise “karanlıkta ortalama 4 saat uykudur.” Burada iki belirleyici var. İkincisi süre yani 4 saat, kişiden kişiye, hastalık, ruhsal mod vs. durumlarından çok etkilenir ve değişkendir. Kişiden kişiye de değişir, kişinin kendi hayatında da. Ama ilki yani “karanlık” hijyenik/sağlıklı/fizyolojik bir uykunun olmazsa olmazıdır.

Ne var bu karanlıkta? Çok şey var. Bunu atalarımızdan miras aldığımız ve en az 10 bin yıldır değişmeyen genlerimizden dolayı iddia edebiliyoruz. Çünkü onlar bizim yaşadığımız “modern çevreden” çok daha farklı bir çevrede yaşadılar ve genleri o çevreye uyumlu idi.

Bu çevrede de akşamlar ve geceler aydınlatıldı ama tüm aydınlatma araçları gündüzden çok alacakaranlık ve geceye uygundu. Bunu elbette bilerek yapmadılar, yani “ulan şimdi bende mavi dalga boyunda ışık yayan bir mum var, ama bunu kullanırsam fizyolojim bozulur” demediler tabii ki… Ama yaptıkları ve çevrelerinde oluşturdukları değişiklikler (konumuz açısından akşamlarını aydınlatma şekilleri) genlerine uyumluydu.

Onlar ateş, mum, kandil vs. ile aydınlattılar karanlığı, beyin bunda bir mahsur görmedi… Sempatik sistem parasempatik ile çatışmadı. 20. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan bu çatışma insan bedeni için 3. Dünya Savaşı’dır ve savaş tüm hızı ile devam etmektedir.

Canlılar çevrelerinde olan değişimin hızına göre adapte olurlar. Eğer çevre çok hızlı değişir ve bahse konu canlı bu değişime ayak uyduramazsa canlı varlığının sürdüremez. Dinozorları hatırlayınız. Hatta fare-dinozor karşılaştırmaları yapılır. Fareler yaşamda kaldı, dinozorlar yok oldu filan diye. Bu çevreyle uyum konusu.

O dönemde çevre dinozorlar için çok hızlı değişmiş olmalı, örneğin hızla soğuyan bir dünya gibi… Fareler olasılıkla mağara, toprak altı vs. gibi yerler kullanarak bu hızlı değişimden korundular… Ayılar kış uykusu ile değişime ayak uyduramayacakları kadar hızlı olan soğuma ve gıdasızlıktan korundular gibi…

Eğer değişim o canlı türünün hayatının tehdit edecek hızda değilse “geçiş nesilleri” ortaya çıkar. Hızlı değişim canlı türünün varlığını tehdit ederken (mortalite), daha yavaş ama devamlı çevresel değişimler hastalıklara (morbidite) neden olurlar.

İşte modern nesiller yani özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki nesiller (şu sıralar 4-5. nesil denebilir) tam da bu “geçiş nesillerine” uymaktadır. Değişimin hızı türü tehdit etmemekte (mortalite riski düşük) ancak “değişim/medeniyet hastalıklarına” (morbidite riski yüksek) neden olmaktadırlar.

Sanki güzel bir ara özet olmuş oldu. Yazımızı uyku ile ilgili bir iki sözle tamamlayalım.

Beyin ve metabolizma için uyku kalitesi karanlıkta (mümkün olduğunca mutlak karanlık) uyunandır. Bu karanlık çok iyi bir altyapıdır ve beyin karanlığın kalitesi nispetinde endokrin (hormonlar) ve nöronal (sinirler) organizasyonlar yapar. Siz uyursunuz, beyin ve onun emirleri doğrultusunda metabolik ana organlar mıntıka temizliği yapar, muhasebe yapar, ortalığı derler toplar ki, bir sonraki şafak fenomenine hazır olsunlar.

Uykunun karanlıkta uyunanı iyidir; ama beyinler aydınlık olmalıdır… Beyni aydınlatan ise bilimdir. Yolumuz bahtımız aydınlık olsun…

Views All Time
Views All Time
84
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*