Biyolojik Gece

Çok uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bir yazının başlığı bu… Affınıza sığınarak şunu ifade etmek isterim; yazacak o kadar çok şey var ki, en büyük sorun başlamakta. Bir başlasam nerede duracağımı da kestiremiyorum ya, onu şimdilik düşünmesek daha iyi…

Hastalıkların oluşumu ile ilgili onlarca teori var; genetik, çevresel, besinler, kişinin vücut yapısı, şişman veya zayıf olması, güneş ışığına maruziyet vs… Bu toplum tabanlı bir bakış açısı ve burada kast ettiğimiz hastalıklar daha çok kitleleri yaygın olarak etkileyen yani bizim tıbbi alanda “epidemik” dediğimiz hastalıklar.

Sözler size yabancı gelmesin, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, böbrek ve özellikle karaciğer rahatsızlıkları ile metabolik sendrom gibi gündelik hayatımızda karşılaşmanın olağan olduğu sorunlardan bahsediyorum.

Şimdi “kötüden örnek olmaz” sözünü bir süreliğine askıya alıp bir iki “kötü” örnek vermek istiyorum size… Bu örnekler sadece meramımı anlatmak için yoksa kimseyi “kötü” bir şeye özendirmek gibi bir niyetimiz asla yok. Ama tıptaki tüm ilerlemelere, bu kadar ilaç, bu kadar doktor, bu kadar eczaneye rağmen bu kadar hastalık öylece duruyor toplumun kucağında…

Neden? Sorunun cevabı hem çok hem yok. Çalıyı dolanmak zorundayız. Çünkü cevap kolay olsaydı bizim sağlık bakanlarımız filan hemen buluverirdi. Gerçi onlar zor olsa da bulurlar ya, o konuya girmeyelim.

Demek ki sorunun cevabı yok; yoook, öyle de değil. Ama cevap biraz dolambaçlı, biraz çetrefilli biraz da ayrıkotu gibi kökleri dallanıp budaklanmış… Hangi dalı elinize alsanız sebep ama yeter sebep değil. Söylemiştim size, iş biraz karışık. Dilerseniz kötü bir örnek üzerinden başlayalım.

Bugün sigara bilinen en kötü, en yaygın ve en hastalık yapıcı alışkanlıkların başında geliyor. Bunu bilmeyen yok; sağlık bakanlarımız da biliyor ki, hemen yasaklayıveriyorlar. Ama bu bakanlar psikoloji filan bilmiyorlar. Onlar yasaklıyor toplum daha çok tüketiyor. Sen üstüne acayip resimler basıyorsun, bir süre sonra gözler o resimleri hiç ama hiç görmüyor, görse beyin etkilenmiyor. Bir kişi gösterin bana sigaranın üzerinde o acayip resimler var diye içmeyen… Ben bilmiyorum. Neyse şu devlet büyüklerine laf dokundurma işinden bir türlü vazgeçemiyorum. Devlet mi büyük, büyükler mi devleti yönetiyor yoksa burada da bir zoka mı var, onu da anlayamıyorum. Her şeyin büyüğü mü makbuldür, buna devleti yönetenler de dahil midir, o da tam bir muamma…

Ne diyordum; sigara. Evet bu kadar kötü bir alışkanlık bile sizi iki günde kanser yapmıyor. Yıllar gerekiyor. İşte kötü örnek bu; özür dilerim. Şişmanlık aynı şekilde bugünden yarına diyabet olmuyorsunuz. Bunların zatı, varlığı çok kötü; bu doğru ama yeterli mi? Sanırım hayır.

Çocukluk çağında ortaya çıkan ve genetiğin daha kuvvetli yer tuttuğu kanser ve tip 1 diyabet gibi hastalıklar hariç, aslında genetiğimiz hastalıkların üzerinde o kadar da baskın role sahip değil. Bu söze itirazlar olacak, küçümsemeler de. Ancak insan vücudu denen “makine” öyle bugünden yarına hemen bozulmuyor. Bunun nedenlerine şöyle kabaca biyolojik ve felsefi bir göz atıp yazıyı bitireceğim;

  • Kansere neden olan genlerimiz var (onkogenler) ama üzerleri örtülü yani bu genler kansere neden olan molekülleri (proteinler) öyle kolayca istedikleri kadar üretemiyorlar.
  • Kanseri önleyen genlerimiz var (tümör baskılayıcı genler) ve üzerleri açık. Kanserleşme olasılığı olan hücrelerin bölünmesini önlemek için bolca üretiliyorlar.
  • Genlerimizde sadece “mutasyon” denen DNA hasarları birikmez.
  • Genlerimizin üzerindeki örtü (epigenetik örtü) zamandan ve maruz kalınan çevreden etkilenir.
  • Epigenetiğin çevreden etkilenmesi genlerin kendisinden daha kolaydır.
  • İnsanın yalan söylemeyi bilmesi ile yalan söylemesi aynı şey değildir.
  • Bir insana kırk kere “deli” derseniz deli olabilir.
  • Kıratla yatan ya huyundan ya suyundan.
  • Damlaya damlaya göl de olur kanser de…

Biyolojik gece diye başladığımız bu serimizin peşrevini çektik, devam edeceğiz.

Views All Time
Views All Time
105
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*