GDO: Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. Her Zaman ve Her Yerde Zararlı Mıdır?

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak oryantal toplumlarda yaygın görülen bir sorundur. Bu sorunun yandaşlarından bir tanesi de abartıdır; eğer söyleyecek sözünüz yok, iddianızı destekleyecek verilere sahip değilseniz, radikalleşir, uçlara kayar ve keskin ifadeler kullanırsınız. Bu gerçek sadece konumuz olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar için değil başka pek çok konu için de geçerlidir.

Siyasette tam bir geçer akçedir. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan “gavur” tabirinin de böyle bir süreçten sonra üretildiğini düşünüyorum.

Bir başka husus şudur: “Genellemeler genellikle yanlıştır, bu genelleme de yanlıştır.” Dünyada çoğu sosyal, bilimsel, toplumsal hadise sadece iyi veya kötü değildir. Çoğunluğu iyi ve kötünün, sağlıklı ve zararlının, güzel ve çirkinin karışımıdır. Önemli olan bu karışımda hangisinin ne oranda olduğunu gözlemleyip bunları yönetmektir. Toplumları genellerken de aynı yaklaşım sergilenir. Örneğin “Yunanlılar kötüdür.” genellemesi binlerce Yunanlı için geçerli değildir.

Şimdi aynı yaklaşım GDO, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, için de geçerli. Tartışan, fikir beyan edenlerin çoğu ne hakkında konuştuklarını dahi bilmiyorlar. Bu “bilmemek” onları radikalliğe sürüklüyor ve GDO’nun bir canavar, bazı toplumların kökünü kurutacak devasa bir “gavur projesi” olduğunu iddia ederek insanları korkutuyorlar.

Biz önce GDO’nun ne olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Emin olunuz sonrası daha kolay olacaktır.

Tanım: Biyoteknolojik yöntemler kullanılarak bir canlı türüne, kendi türü dışındaki bir canlıdan gen veya genler aktarılmak suretiyle kalıtımsal olarak belirli özellikleri değişikliğe uğratılmış bitki hayvan veya mikroorganizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)” denilmektedir.

Anlayacağınız bir canlının doğası gereği sahip olmadığı bir gen ve bu genin sahip olduğu bilgiyi o canlının kullanıp, gen neyi kodluyorsa, o maddeyi üretebilir hale getirmesidir.

Bu tanımlama masum ya da cani bir tanımlama değildir ve taraf tutularak yazılmamıştır. Vaziyet budur. Şimdi bunun amaçları, faydaları, kötüye kullanımı ve toplumun kaygılarını bu tanımı açarak tartışabiliriz.

“Rekombinant DNA teknolojisi” olarak ifade edilebilecek bu teknolojinin gıda haricinde onlarca kullanım alanı vardır. Sadece bir tanesine değinip konuya dönmek istiyorum. Dünyada milyonlarca şeker hastası vardır ve bunlar gündelik yaşamlarında “insülin” iğneleri kullanmak zorundadır. Hiç düşündünüz mü bu insülinleri kim üretiyor? Komik bir soru değil mi? Cevap basit; ilaç fabrikaları, makinalar, kimyacılar, eczacılar… Hayır efendim, bu kadar insülin “Rekombinant DNA teknolojisi” sayesinde bakterilere ürettiriliyor. Başka pratik bir yolu da şimdilik yok.

Şekil 1: Şeker hastalarının kullandıkları insülinin temel üretim basamakları. 

İnsan insülinine ait gen bir bakteriye aktarılır. Daha sonra bakteri+insan insülin geni (genetiği değiştirilmiş organizma) fermentasyon tanklarında bölünmeye başlar ve her bölünmede insan insülini de üretir. Daha sonra bu insülin ortamdan pürifiye edilir ve insani kullanıma sunulur. 

 

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusundaki hızlı artış daha çok gıda maddesi üretilmesini gerektirmiş ve onlarca yeni önlem, yöntem geliştirilmiştir. Onlarca tarım ilacı, gübre, sulama teknikleri vs. ile insanların ihtiyacı olan özellikle gıdaları daha fazla miktarda üretmenin yolları aranmıştır.

Sonradan tarım ilaçlarının ciddi zararları ortaya çıkmış ve pek çoğu yasaklanmıştır. Gübreler için de benzer sorunlar söz konusudur. Dünyanın kullanılabilir su kaynakları da bu dönemde hızla azalmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle özellikle bazı bitkisel gıdaların üretiminde GDO kullanılmaya başlamış ve hızla yayılmıştır. Bugün dünyada rekombinant DNA teknolojisinin en başarılı şekilde uygulandığı bitkiler mısır, soya fasulyesi, kanola, pamuk, tütün, kolza, patates ve domatestir. Kullanım alanları dikkate alındığında ise en fazla üretimin soya fasulyesi, mısır, pamuk ve kanola ürünlerinde olduğu görülmektedir (1).

Buna paralel olarak en çok GDO’lu üretim yapan ülkeler sırasıyla ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Çin’dir. Dikkat ederseniz, Çin ve Hindistan gibi nüfusu çok yoğun ülkeler bu teknolojiye hızlı adapte olmuştur. Arjantin ve Brezilya da bu sınıfta değerlendirilebilir. Kanada ise nüfusu az, milli geliri çok yüksek olmasına rağmen bu teknolojiyi kullanmaktadır.

GDO teknolojisi genel olarak bitkilerde aşağıdaki amaçlarla kullanılmaktadır.

  • Böceklere karşı dayanıklılık kazandırılması
  • Virüs, mantar ve bakterilere karşı dirençlilik kazandırılması
  • Kuraklık, sıcaklık, tuzluluk vb çevre koşullarına karşı tolerans
  • Azot kullanımının iyileştirilmesiyle ürün artışı sağlanması
  • Geç olgunlaşma ve raf ömrünün uzatılması
  • Besin değeri ve kalitesinin artırılması
  • İlaç, aşı, aminoasit, bazı ara ürünlerin vb. üretimi (2).

 

Şekil 2: Bir bitki (burada mısır) örneğin bir böceğe karşı çok duyarlıdır ve ürün kalitesini düşürmektedir. Bu ürüne hassas olduğu böceği öldürecek (insektisit) bir madde ürettirilir ve ürün bu böceğe karşı dayanıklı hale gelir. Ancak o insektisitin insan sağlığına zararlı olup olmadığı konusu şüphe oluşturmaktadır. 

Bugün dünyada GDO’lu tarım alanları almış başını gitmiştir. Yukarıda saydığım ülkeler bu teknolojiyi kullanarak hem üretimlerini hem de rekabet güçlerini üst düzeyde tutmaktadırlar. Çok yakın bir zaman önce de palm yağı gündem olmuş yine kafalar karışmıştı. Bu tür yaklaşımlar toplumumuza bir şey kazandırmamaktadır.

Şimdi yine GDO tartışılıyor. GDO teknolojisi zararlı olmadığı gibi çok yaygın kullanımı vardır. Ülkemizin bu konuda bir politika belirlemesi ve toplumu doğru bilgilendirmesi gerekir.

GDO teknolojisinin üretimde yaygın olarak kullanıldığı soya sektörünü düşünelim. Türkiye’nin soya ithalatı 2 milyon tonun üzerindedir (3). Gerçekten bu kadar büyük bir rakamın tamamının GDO’suz üretim olduğunu düşünüyor musunuz?

Peki yine 2 milyon tona yaklaşan mısır ithalatımızın tamamının GDO’suz olduğuna (4)?

Devletimizin bir an önce konuyu ciddiye alması ve kamuoyunu doğru bilgilendirmesi gerekmektedir. Şunu unutmadan; GDO’dan kaçınmak mümkün değildir, yönetmek gerekir. Konu hakkında İstanbul Ticaret Odası’nın hazırlattığı bilimsel rapora 5 nolu referanstan ulaşabilirsiniz.

Not: Sahi bizim tarım ürünlerimizi Rusya ve Avrupa Birliği GDO’lu olduğu için mi reddediyor yoksa başka bir nedenden dolayı mı?

 

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://ac.els-cdn.com
  3. http://www.millermagazine.com
  4. http://www.zmo.org.tr
  5. http://www.ito.org.tr

 

 

 

Views All Time
Views All Time
389
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?