Gen Transferi, Kellik ve Geleceğin Tedavileri

Kök hücrelerin vücut dışı ortamlarda diğer hücrelere dönüşebilme potansiyeli tedavi edici hekimlikte yeni bir dönemin açılmasına neden olmuştur.

Sonraki çalışmalar bu dönüşümün tersinin de olabileceğini göstermiştir; yani olgunlaşmış bir karaciğer hücresini alıp bunu geriye kök hücre haline getirmek de yakın zamanda mümkün olacak gibi duruyor. Böylece erişkin bir insanın vücudunda kök hücre bulunamasa bile mevcut hücrelerden bazıları kök hücre haline dönüştürülebilecek. Böylece ihtiyacımız olan hücreyi üretebileceğiz (1).

Hayalle karışık tedaviler; teorik olarak bir karaciğer hücresini pankreas hücresine dönüştürmek mümkün (sol üst). Hatırlayın tüm hücrelerde aynı genetik bilginin (DNA) TAM BİR KOPYASI var. Peki hücreler arasında nasıl bu kadar farklılık oluyor? İşte bu sorunun cevabı açık ve kapalı genlerde… Yani epigenetikte… Kemik iliğindeki kök hücrelerin vücut hücrelerine dönüşmesi; bu zaten vücutta her an milyonlarca kez oluyor… Beyaz kan hücrelerimiz bu kök hücrelerden farklılaşıyor. Biraz uğraşırsanız karaciğer hücresi de oluyor beyin de (sağ üst). Sol altta hücre birleştirme var; heyecan verici bir konu. 

Bu zamana kadar duyduklarınıza şaşırmadınız tabii; “Ne var ki bunlarda her gün televizyonlarda bu tür gelişmelerden onlarcası haber oluyor” dediğinizi duyar gibiyim. İyi de bizim bir farkımız var; biz yalan söylemiyoruz, umut tacirliği yapmıyoruz, reyting kölesi değiliz. Söylediklerimizin, yazdıklarımızın ahlaki, mesleki ve insani sorumluluğu var… Renkli cam değiliz anlayacağınız; gökkuşağı vicdanlıyız. Haydi öyle demeyelim de, gökkuşağı vicdanlı olmaya çalışıyoruz.

Peki şunu duydunuz mu? Bir genetik hastalığınız var, örneğin kistik fibrozis. Balgam çıkartmak çok güçleşiyor. Genlerinizin bir kısmında eksiklik ya da hasar var üretmesi gereken proteini üretemiyor. Düşünün bu kişinin hayatını. Ama siz de şunu biliyorsunuz. Bu proteini üreten gen milyonlarca insanda sağlam. Alıyorsunuz bu geni (sadece bu geni) kistik fibrozis hastasının kök hücrelerine aktarıyorsunuz. Şaşırdınız mı?

Kistik fibrozis hastalığının temel mekanizması. Solunum yollarında oluşan mukus (balgam) eğer su ile yumuşatılmazsa çok yapışkan olur, yerinden sökülemez, öksürükle atılamaz. Bunun için gerekli su klor iyonlarının hücre içinden hücre dışına yanlarında su sürükleyerek çıkması ile elde edilir. Eğer bu klor kanalı bozuksa, mukus yumuşatılamaz ve yapışır kalır. Bu da nefes almayı çok zorlaştırır… Buradaki klor kanalı (mavi yapı) bir proteindir ve bir gen tarafından kodlanır. Kistik fibrozis hastalarında bu gen yoktur veya bozuktur, dolayısı ile bu işi yapacak klor kanalını (proteini) üretemez. 

Size daha önce anlatmıştım; bir bakteri üretiyor diyabetlilerin kullandığı insülini. Yani bir GDO (genetiği değiştirilmiş organizma)… Burada da hasta kişinin genetiğini değiştirmiyoruz da tamir ediyoruz diyelim.

Bu iş elbette kolay değil, ancak yöntemleri var. Bir tanesi hücre birleştirme yöntemi. Yani genleri sağlam bir hücre ile hasta kişinin hücresi birleştiriliyor. Böylece bir DNA’sı tamamen sağlam, bir de DNA’sı kistik fibrozise neden olan bazı genleri bozuk,kapalı,hasarlı ve(ya) yok olan hücre birleştiriliyor. Yeni bölünen hücreler karışık oluyor; yani yabancı hücre hastanın DNA’sı, hastanın hücresi yabancının sağlam DNA’sı ve bunun kombinasyonları… İşte bu kombinasyonlardan bir tanesi şu; hastanın kendi hücresi (her şeyi hastanın, çekirdiği, zarı, hücre içi organelleri)… O nedenle vücut yabancılayıp saldırmıyor. Ama DNA’sı? Yabancı sağlam hücre DNA’sı ya da sadece o hasarlı geni değişmiş kendi DNA’sı… Eğer bu hücreyi alır, akciğere koyar orada bölünmeye sevk ederseniz kistik fibrosiz hastalığının tedavisinde iyi bir mesafe almış olursunuz. Bilmem anlatabildim mi?

Çok kaba gösterimi ile gen transferi; soldaki hücrede bulunan sağlam DrAK geni (:-) böyle bir gen yok tabii ki) alınıyor ve ihtiyacı olan hücreye (sağda) aktarılıyor. Hatırlarsanız insülin de böyle ürettiriliyordu. Ancak orada gen bir başka canlıdan (insan) bakteriye aktarılıyordu. Burada ise aynı tür canlıdan hatta kişinin kendi hücresinden alınıp aktarılıyor. 

Bir başka örnekle zihnimizi zorlayalım biraz. Kanser oluşumunu tartışırken iki tür gen grubundan bahsetmiştik: İlki onkogenler; bunlar hücreyi daima bölünmeye zorlar, ikincisi tümör baskılayıcı genler; bunlar da hücrenin bölünmesini frenler. Sağlıklılık bu iki gen grubunun dengeli çalışmasına bağlıdır. Hücreler bölünmeli, yeterince bölünmeli ancak bölünme gereğinden fazla olmamalıdır. Tipik bir gaz-fren mekanizması. Yani, otomobil gitmeli, yeterince hızlı gitmeli ama hız gereğinden fazla olmamalıdır.

İnsan genleri matruşka gibidir. Şekildeki gen (en küçük resim, kadın) iki kat koruma altındadır. Şekilde Batman ve Superman, gerçekte DNA metilasyonu ve histon asetilasyonu… Bir genin bilgisini kullanmak istiyorsanız bu iki bodyguardı geçmek, açmak zorundasınız. Ya da tam tersini düşünün. Bu geni gizlemek istiyorsunuz. Yok etmek zorunda değilsiniz; üstüne bir-iki matruşka geçirdiniz mi işlem tamamdır. İşte tüm bu işlemler epigenetik mekanizmalarla düzenlenir. 

Kanser vakalarında 2. grup genlerin üstünün epigenetik mekanizmalarla kapandığını söylemiştik. Yani gen var ve sağlam; ancak üstü kapalı, bir türlü bilgisi kullanılamıyor. İşte siz iyi genlerin yani sizi kanserden koruyan genlerin üstü açık olan bir DNA zincirini alıp, kök hücrelerinize aktarırsanız kansere karşı iyi bir koruma sağlamış olursunuz; alın size gen transferi ve bir çeşit “genetiği değiştirilmiş hücre” (3).

Kafamız daha fazla karışmadan başka bir noktaya odaklanarak yazıyı tamamlayalım ve epigenetikten devam edelim. Diyelim ki saç kök hücrelerinizde bölünmeyi uyaran genlerin üstü bir şekilde kapanmış (bk. matruşka örneği); yaşlanma, ultraviyole, sigara, dihidrotestosteron, kim kapattıysa artık!

Bunları açmak istiyorsunuz, elinizde açacak bir malzeme yok (Var da yok diyelim.). Alırsınız bu genlerin üstünün açık olduğu kök hücreleri, ekersiniz saç çıkmasını istediğiniz deriye… Bu kök hücrelerden üreyecek yeni saç hücrelerinin bölünmeyi uyaran genlerinin üstü açık olacak ve rahatlıkla bölünecekler. Böyle olunca da hem proteini üreten keratinositler hem de melanosit gibi diğer yardımcı hücreler, sanki yirmi yıl öncesine gitmiş gibi amaca yönelik sağlıklı DNA’lara sahip olacaklar. Kulağa çok hoş geliyor değil mi?

İki sayfada çözdük vallahi kelliği… Bir sonraki yazıda hakikaten çözelim… Olmadı saç ekeriz.

  1. https://www.nature.com
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  3. http://www.mdpi.com
Views All Time
Views All Time
246
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*