Kadın Tipi Saç Dökülmesi ve Spironolakton Tedavisi

Kadınların yaklaşık %40’ı elli yaşına kadar bir şekilde değişik seviyelerde saç dökülmesi sorunu ile karşılaşıyor. Bu sorunların başında hamilelik ve hamilelik sonrası dönem başı çekiyor. Daha sonra fiziksel ve ruhsal travmalar (bir yakının kaybı, evlilik, ayrılık, ekonomik dalgalanmalar, iş yeri sorunları, şehir ve sosyal çevre değişimleri, gençlerde okul ve üniversite ile ilgili sorunlar vs) geliyor. Sezonluk diyetler, hızlı kilo alma ve vermeler de listede üst sıralarda.

Beslenme bozuklukları (biz iyi beslendiğimizi düşünmemize rağmen), hormonal dalgalanmalar, tiroid bezinin az veya çok çalışması, kimyasal (kozmetik) yük gibi nedenlerle liste uzatılabilir. Elbette bilinçli bir kadın bu tür sorunlarla baş edebilir ve gerekli önlemleri alır ya da aldığını düşünür. Ancak yapılan çalışmalar durumun tam öyle olmadığını gösteriyor.

Kadınların metabolik ve hormonal profili saç ve saçlı deriye mutlaka yansıyor. Pek çok iyi beslendiğini, iyi kozmetikler kullandığını düşünen kadında ciddi saç sorunları gözlemliyoruz. Bazı kimyasallar ve ağır metaller dermal papilla hücreleri üzerine toksik etki yapıyor, saç telini boyayan, parlatan bazı kimyasallar uzun vadede saç telini inceltiyor, yararlı diye her önüne gelen yağı saçına sürenler saçlı deriye zarar veriyor ve nihayet kozmetikler ve ultraviyole (yanlış güneşlenme, solaryum) deriyi erken yaşlandırıyor…

Örneğin ülkemizde yapılan bir çalışmada doğurganlık dönemindeki her dört kadından üçünde D vitamini eksikliği olduğu gerçeği ortaya çıkmış durumda. Bunun yanında çinko başta olmak üzere başka mineral, ko-faktör ve vitamin eksiklikleri de söz konusu. Bilinçli olan kişiler bile bu tür eksiklikleri kendileri halledebileceğini düşünüyor ve “takviye, gıda takviyesi” diye sınıflanan ürünlerden kullanmaya karar veriyorlar. Oysa biyoyararlılık, etkin doz, yeterli kan ilaç düzeyi, kombine edilmesi gerekenler veya uzak durulması gerekenler gibi faktörler var.

İnceleyeceğimiz çalışma Kaliforniya’nın en iyi merkez ve hastanelerinden biri olan UCLA (Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles)’da gerçekleştirilmiş (1). Hastaların bilinç ve eğitim düzeyleri yüksek olmasına rağmen %8.2 hastada yüksek total testosteron düzeyleri, %2 hastada yüksek serbest testosteron düzeyleri tespit edilmiş. Hastaların hepsi kadın bu arada…

Kadınlarda testosteron yüksekliği vücudun değişik yerlerinde ortaya çıkan erkek tipi kıllanma artışı, ses kalınlaşması, kas kitlesi artışı gibi bulgular olarak fenotipe yansıyabilir. Sırt, bel ve göbek çevresinde kıllanma artışı mutlaka incelenmelidir. 

Dahası %8.9 hastada yüksek DHEAS yani androjen yüksekliği de ortaya konmuş. Tüm bunlar saç dökülmesinin altında yatan ve düzeltilmesi gereken hormonal bozukluklar. Kuyruğun koptuğu yer ise şurası; hastaların %15.75’inde tiroid bezi az çalışıyor yani hipotiroidileri var. Bu hastalara ne yaparsanız yapın, saç dökülmesi problemini ortadan kaldıramazsınız. Takibe alınan hastalarda hipotirodi oranı çok daha fazla; %31.25.

Özellikle hamilelik bittikten sonraki dönemde kadınlarda saç dökülmesi çok artıyor. Ancak anne olmanın verdiği haz, ailenin yeni üyesinin telaşe ve heyecanı sorunun farkındalığını azaltıyor. Bir süre sonra ise bazı annelerde panik atağa neden olacak kadar önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. 

Bu hastalardan belirli kısmı spironolakton tedavisine alınmış. Ortalama doz 110 mg/gün olarak uygulanmış. Hastalardan bir kısmı oral kontroseptif kullanmaya devam etmiş ve herhangi bir yan etki gözlenmemiş. Saç dökülmesi sorunu olan hastalardan spironolakton kullananların hepsi tedaviden yarar görmüş. Ancak en çok yararı vücudunda aşırı kıllanması olan (hirsutizm) ve akne sorunu yaşayanlar görmüş. Hem saçları hem de diğer şikâyetleri açısından…

Belirli bir süre spironolakton tedavisi görmüş iki genç kızın başlangıç ve 6 ay sonraki fotoğrafları. Bu tür hastalara spironolakton yanında topikal destek de verilirse sonuçlar daha iyi oluyor. 

Hipotirodinin saç dökülmesine neden olduğunu biliyoruz. Ancak saç dökülmesini artıran bir husus daha var bu hastalarda. Tiroid hormonları kanda düşük olan hastaların aynı zamanda seks hormonlarını bağlayan protein (SHBG) miktarları da düşük çıkmış. Bu da şu demek oluyor; kişinin SHBG’si düşük ise kanda serbest dolaşan seks hormon miktarı artıyor (2). Bu da hem vücutta kıllanmaya neden oluyor hem de saç bölgesinde dökülmeye. Dolayısı ile tiroid fonksiyonlarının mutlaka düzeltilmesi gerekiyor.

Saç dökülmesine eşlik eden sivilcelenme, aşırı yağlı cilt, yüz ve değişik vücut bölgelerinde aşırı kıllanma (hirsutizm) androjen metabolizmasının bozuk olduğunu gösteriyor. Kıllanma artışı, akne ve saç dökülmesi olan hastalar spironolakton tedavisinden daha çok fayda görüyor hem de her üç sorunlu alanda da…

Sonuçta hastaların %74.3’ü spironolakton tedavisinden yarar görmüş. Saç dökülmeleri durmuş ve saç miktarlarında artış görülmüş. Kullanılan ilacın yan etkileri prospektüsünde yazılanlar gibi rapor edilmiş. Şişkinlik, mide bulantısı, deride kızarıklık ve kaşıntı gibi… Sonuç olarak kadın tipi saç dökülmesi vakalarında hasta ile hekim uyumu sağlanırsa oldukça yüz güldürücü sonuçlar alabiliyoruz. Özellikle vücutta kıllanma artışı, seste kalınlaşma ve aknesi olan vakalarda oldukça başarılı olduğumuzu söyleyebilirim.

Kıllanma artışı bazen lokalize olabilir ve kişi bu kılları ortadan kaldırdığı için (laser, ağda vb) gözden kaçabilir. Bu noktada hikaye ve fizik muayenenin önemi daha da öne çıkıyor. Çoğu kadın hasta bölgesel kıllanma artışını normal karşıladığı için iyi sorgulama yapılmazsa gözden kaçabiliyor. 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. https://www.pubmed.gov
Views All Time
Views All Time
248
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*