Kıssadan Hisse

Uzun zaman oldu Cuma hutbesi dinlememiştim; bu Cuma hutbesinin konusu Arakan’daki Müslüman kardeşlerimize yapılan zulümdü.

Hoca önce Arapça bazı sözler okudu. Daha sonra bu sözlerin ayet ve hadis olduğunu açıkladı, biz de anlamış olduk.

Ayette Tanrı, ellerini kollarını sallayarak çalım satan zalimlerin asla cezasız kalmayacağına teminat veriyordu. Hoca farklı ifadeler kullanmış olabilir ancak benim anladığım buydu; hiçbir suç cezasız kalmayacaktı. Dolayısı ile Arakan’daki Müslüman kardeşlerimize zulmeden zalimler elbette Tanrı tarafından cezalandırılacaktı. Ancak biz elimizden geleni yapmakla mükellef idik.

Bunu nereden anlıyorum? Çünkü ayetin ardından okuduğu peygamber sözünde şöyle deniyordu; “İnançlı, imanlı insanlar bir haksızlık, bir adaletsizlik, bir zulüm gördüğünde bunu eliyle düzeltmeye mükellefti. Eğer eliyle düzeltme imkânı yoksa, diliyle düzeltmeliydi. O da olmuyorsa kalbiyle bu duruma itiraz etmeli, onu katiyen kabullenmemeliydi. Sonuncusu imanın en zayıf haliydi.” Yani bir adaletsizlik, bir haksızlık veya bir zulüm varsa ortada, inananlar buna kayıtsız kalamazdı. Kalmamalıydı.

İmam, batıyı eleştirdi. Dedi ki “batıdaki insanlar balinaları korumak için seferber olurken ya da iklim değişikliği için kıyameti koparırken, Arakan’daki Müslümanlar için kıllarını kıpırdatmıyorlar.”

Haksız sayılmazdı değil mi?

Değil.

Çünkü benim anladığım şu; bir haksızlık, bir zulüm varsa kişinin ona tepki göstermesini istiyordu Peygamber sözlerinde. Eee, gavurlar (!) balinalara yapılan haksızlığa, Tanrı’nın kurduğu ekosisteme olan saldırılara tepki gösteriyorlardı. Benim anladığım o insanlar Müslüman olsun veya olmasın, Müslümanca bir davranış sergiliyorlardı.

Ha, derseniz ki daha fazlasını yapmalılar, burada insanlara zulüm ediliyor! Kesinlikle haklısınız.

Arakan’daki veya dünyanın başka yerlerindeki insanlara bir zulüm yapıldığında benim içim parçalanıyor. Her defasında şu insan denen canlıya lanetler okuyorum. Bir başka yazıda ifade etmiştim; şeytan filan aramaya gerek yok. İnsandan ala şeytan mı olur? Yakan, yıkan, öldüren biziz, kan akıtan, can alan biz. Dünya savaşları çıkaran, para pul için anasını satan da biz, el kadar kız çocuklarına sarkan da… Şeytan bunları gördüğünde eminim şöyle diyordur; “Şu insanlık (!) da amma ilerledi yahu, Adem peygamberden bu yana öğrendi de öğrendi, iyi palazlandı, boynuz kulağı geçti, bizim emekliliğimiz çoktan geldi vallahi.” Hatta bıraksa gitse -gitti belki de, sahalardan çekilse kimsenin farkına varacağını sanmam.

Şimdi zalimlerin cezalandırılması işini Tanrı’ya bırakarak bizim insan olarak ne yapabileceğimiz konusuna odaklanmamız lazım.

Biz Müslümanların dünyada şu anda reklamını kim yapıyor biliyor musunuz? IŞİD, evet Müslüman deyince insanların aklına gelen “kafa kesen, başkalarına yaşam hakkı tanımayan, illa bizim dediğimiz olacak diyen, vahşi, çirkin insanlar.” Reklamın iyisi kötüsü olur mu? Elbette olur, işte böyle olur. Pekiyi tüm Müslümanlar öyle mi, elbette ve asla hayır. Hatta o ismi geçen örgütün elemanlarının Müslümanlıkla, insanlıkla uzaktan ve yakından, doğudan ve batıdan, sağdan ve soldan yani hiçbir açıdan zerre alakaları yok. Bunu biz biliyoruz, ama bizim bilmemiz bir şey ifade etmiyor.

Bu bizim utancımız, tembeliz, çağı bir türlü yakalayamıyor, çalışkan, üretken olamıyoruz… Elimiz kolumuz, aklımız acz içinde, bir Müslüman ülke yok ki, dünya onun dediklerini doğru kabul etsin.

Neyse…

Peygamber sözünden anladığım şu; ortada bir haksızlık ve zulüm varsa, bir adaletsizlik varsa inançlı birisi buna tepki verecek. Eğer “bana necilik, bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılık” rolü oynarsa işinin pek de kolay olmadığını öğrendim ben hutbeden.

Bunun için çok uzaklara gitmeye gerek yok; haksızlık, adaletsizlik, zulüm her yerde var, çok yakınlarda, yanı başınızda… Kılınız kıpırdamıyor efendiler! Haydi kılınız kıpırdamıyor, korkuyorsunuz, diliniz kıpırdamıyor tırsıyorsunuz, ama kalbinize de mi ölü toprağı serpildi?

Korkuyorsunuz… Neden korkuyorsunuz ben söyleyeyim. Aslında hiç önem vermemeniz gereken dünyanızdan, rahatınızdan, malınızdan eksilecek diye korkuyorsunuz. “İnsandır düşer şaşar, biz de şu şu seçimlerimizde/tercihlerimizde hata yaptık” deyip, özür dileyen pozisyonuna düşmekten korkuyorsunuz. Çünkü siz özür dilemenin nasıl bir erdem olduğunu, gerektiği yerde dilememenin nasıl bir zulüm olduğunu dahi bilmiyorsunuz. Oysa haksızlıklara, adaletsizliklere ilk sizin karşı durmanız gerekir. Çünkü siz inanıyorsunuz, sözlerine inanmanız ve inandığınız sözlerinin hakkını vermeniz gereken bir Tanrı’nız ve bir peygamberiniz var. İşinize geleni yapıp, ötekine burun çeviremezsiniz.

Ben size söyleyeyim; Tanrı olasılıkla o balinalar için çırpınan, çevre için kendini yırtan insanlara aferin diyecek. Nereden mi biliyorum? Çünkü İslam peygamberi gelmiş geçmiş en sıkı çevrecilerden biridir; “kıyamet kopuyor olsa dahi elinizdeki fidanı dikiniz” ya da “akarsu kenarında bile olsanız suyu israf etmeyiniz” sözleri de aynı peygambere aittir.

Avusturalya’da satılan bir içme suyunun üzerinde İslam peygamberinin sözleri yazıyor; “akarsu kenarında bile olsanız suyu israf etmeyiniz.” 

Arakan’daki kardeşlerimize Allah yardım etsin; çünkü onlara yardım edebilecek bir Müslüman toplum yok. Ne eliyle ne diliyle ne de kalbiyle…

Views All Time
Views All Time
103
Views Today
Views Today
1
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*