Kolesterol Nedir? Her Zaman Zararlı Mıdır; İyi, Kötü, Çirkin (1)

Meşhur filmi hepiniz bilirsiniz. Clint Eastwood’un başrolünü oynadığı, Amerikan İç Savaşından üç figürün maceraları. Çirkin ile iyi bir süreliğine iş birliği yapar, sonra iyi çirkini adalete teslim eder, sonra kurtarır. Nihayet sahneye kötü bir oyuncu daha çıkar ve film düello sahnesiyle sonlanır.

 

Müziği de meşhurdur, eskiler daha iyi bilirler çünkü film epey eski, neredeyse aynı yaştayız.

 

Ama bizden daha yaşlı olan filmler de var, ismi “Kolesterol Savaşları”, oyuncuları benzer, iyi, kötü ve çirkin. Sahne bir savaş arenası (hastalıklar ve tedavileri)… Ortada bir ganimet, hazine var (hastalıkların ilaçlarla tedavisi) ve bu bir türlü paylaşılamıyor. Galiba bir düelloya doğru gidiyoruz.

 

Çoğumuz kanımızda bir tür iyi kolesterol (HDL) bir tür de kötü kolesterol (LDL) olduğunu duymuşuzdur. Bunlardan iyi olanı bizi damar tıkanması ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara karşı korurken kötü olanı bu hastalıkların oluşma hızını artırmaktadır. Clint Eastwood’un filminden farklı olarak burada iyi ve kötü birliktedir. Çirkin henüz ortada yoktur ya da sahnede görünmemektedir.

 

Dahası iyi kolesterol kalp ve damar sisteminde düzenleyici rol de almaktadır.  Peki ikisi de kolesterol olmasına rağmen nasıl bu kadar farklı etkilere neden olabiliyor?

 

Aslında ne HDL ne de LDL sadece kolesterolden oluşmuştur. Bunlar kanda kolesterol ve diğer yağları taşıyan yuvarlak, misket gibi içi yağ ile dolu, dış yüzeyi protein ile kaplı damlacıklardır. HDL ve LDL’nin içinde yağda eriyen vitaminler gibi başka maddeler de vardır. Aslında her ikisinin de yapısı birbirine benzerdir. Ancak davranışlarındaki farklılık onların iyi ve kötü diye nitelenmesine neden olmuştur.

 

LDL yani kötü kolesterol, yağları vücudun her yerine dağıtır. Vücut hücrelerinin ihtiyacı varsa bu yağları kullanır ancak fazla olan yağ kanda dolaşır ve özellikle damar duvarlarına çökerek damar sertliğini hızlandırır. Oysa HDL tıpkı bir çöpçü gibi çevreden kolesterolü toplar ve karaciğere taşır. HDL’nin yaptığı bu işe ters kolesterol taşınması denir. Vücuttaki kolesterolü karaciğere taşıyan tek yapı bu HDL’dir. Peki karaciğer kendisine ulaştırılan bu kolesterolü ne yapar? Karaciğer HDL’nin kendisine getirdiği bu kolesterolü ürettiği safranın içine geçirir ve bağırsaklara gönderir. Böylece bir miktar kolesterol bağırsaklar ve dışkılama yolu ile vücuttan uzaklaştırılır. İşte HDL kolesterolün bu özelliği ona iyi kolesterol denmesine neden olmuştur ve gerçekte fazla kolesterolün vücuttan atılmasının tek yolu da budur.

 

Böylece kan HDL kolesterolünüz yüksek ise kalp ve damar hastalıklarına karşı daha iyi korunuyorsunuz demektir. Ancak LDL kolesterolünüz yüksek bir de HDL kolesterolünüz düşük ise bir şeyler yapmanız gerekmektedir.

 

Şu anda bilimin hekimlere ve hastalara sunduğu bilgiler böyle özetlenebilir. Kolesterol savaşları devam etmekte ve bazı hekimler statinleri (kolesterol düşürücü ilaçlar) göklere çıkarırken bazıları yerin dibine geçirmektedir. Ben dahiliye (iç hastalıkları) veya kardiyoloji uzmanı olmadığım için bu konuda görüş belirtmem yanlış olur. Ahkam kesmiş olurum.

Ancak hastalara çok kolay statin başlandığı, statinlerin gereksiz yere reçete edildiği, başkaca önlemler alınması yerine hemen ilaç tedavisine geçildiğine dair hem bizim coğrafyamızda hem de batı toplumlarında tartışmalar devam etmekte ve biraz da haklı görünmektedir (1,2).

Ancak konunun görüş belirtebileceğim bir tarafı var. Kolesterol konusu o kadar ayağa düşürülmüştür ki, bugün bir hasta, üstünde LDL’nin koyu harflerle yazıldığı ve yanında (yüksek!, high!) işareti olan bir biyokimyasal analiz kağıdı ile hekime gider ve hekim ona ilaç yazmazsa, çoğunlukla onu kötü hekim olarak addeder ve kendine ilaç (statin) yazacak bir hekimi mutlaka bulur.

Peki bu o hastanın suçu mu? Hayır. Biz hekimler bu işi iyi yönetemedik, halkın önünde kavga ettik, televizyonlarda tartıştık ve konu cıvıklaştı. İşte böylece “Kolesterol Savaşları” filminin iyi ve kötüsü kolesterol iken “Çirkin”i yine insan oldu. Bir sonraki yazıda “kolesterol” ile ilgili bir başka temel ama çok bilinmeyen gerçeği bilimsel verileriyle yazmaya çalışacağım.

Şekil 1: HDL ile LDL yapısal olarak birbirine benzer. HDL, (high density lipoprotein yani yüksek yoğunluklu lipoprotein, dikkat ederseniz protein miktarı fazla) LDL ise (low density lipoprotein yani düşük yoğunluklu lipoprotein) demektir. 

Görüldüğü gibi sadece kolesterolden oluşmaz. Yağlar suda çözünmediği için ve kan plazması da su bazlı olduğu için böyle küçük küremsi yapılar içinde taşınır. Trigliserid dediğimiz yağ asitlerinin de bu yapıların içinde taşındığına dikkat ediniz. Eğer vücutta yağlar böyle taşınmasaydı, hemen birleşip damarları kolaylıkla tıkardı. 

 

 

Şekil 2: Çok kabaca LDL yağları tüm çevre dokulara taşır. Aynı zamanda ateroskleroz dediğimiz damar sertliğine neden olur. HDL ise yağları çevreden toplayarak karaciğere taşır ve bir kısmının bağırsaklardan atılmasını sağlar. Bu nedenlerle LDL kolesterolün kanda düşük, HDL’nin ise yüksek olması tercih edilir. İyi ve kötü tabirleri de bu nedenlerledir. Genel olarak tartışmalar LDL kolesterolü düşürmek için hangi değerlerde statinlere başlanması gerektiği üzerine yoğunlaşmıştır. 

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. http://www.klinikfarmakoloji.com
Views All Time
Views All Time
226
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?