Kusur Kimin?

Ne kadar kötü bir cümle değil mi? Diyorum ki bir kusur var, orası kesin ancak kimde olduğuna takılmışım. Hepimiz kusurluyuz aslında. Büyük, küçük, düzeltilebilir ya da kemikleşmiş. Şimdiki yeni nesle bakarsanız anne babaları onları anlamıyor, ebeveynlere bakarsanız onlar “hep bana nesli” yani modern ifadesi ile “me generation.”

Gençler egoist, ben merkezci, doymuyorlar, hep istiyorlar vermeye gelince yan çiziyorlar filan. Suçlamak ne kadar kolay. Benim de bir ergenliği geçirmiş ve bir de ergenliğin tam ortasında iki oğlum var. Oğullarımın sorunları var; bir tanesi sorunlu bir babaya sahip olmaları.

Bu nesil bencil olmakla suçlanıyor; ama ben biliyorum ki çok paylaşımcılar. Farklı bir dünyaları var; ama ben biliyorum ki dünyayı bizden daha iyi okuyorlar. 

Kendi çocukluğumu ve gençliğimi düşünüyorum; ne anne var ne baba. Liseyi İstanbul kazanında tek başıma okudum, sonra askeri tıp fakültesi… Şimdi düşünüyorum çocuklarımı yalnız başına lisede okutur muydum diye? Annesi yekten hayır diyor, ben biraz düşününce… Eşim benden daha zeki anlayacağınız.

Evliliklerin başında olsun, ebeveyn ergen ilişkilerinde olsun kusur bulmak, ben dili yerine suçlayıcı sen dili kullanmak hepimizin kolayına gidiyor.

Karakter ile ilgili üç etkileyici söz; bu devlet binlerce öğretmeni ile genç nesle İngilizce bile öğretemediği için pek çok gencimiz buradaki sözleri ancak sözlük yardımı ile anlayabilecek durumda. Ama anlayınca şunu rahatlıkla kavrayacak kadar kıvrak bir zekaya sahipler; “Memlekette karakterli adam yok abi!”

Olgunluk yaşı eskiden yirmili yaşlardaymış, şimdi kırkını aşmışlardan arayın ki adam bulasınız. Eh adam yetiştirmek için önce adam olmak, sorunu gençlere yıkmadan biraz özeleştiri yapıp kusurun kimde olduğunu tespit etmeye çalışmamız lazım.

Meşhur Gezi Olayları sırasında güzel bir yazı okumuştum; oradan yaptığım bazı alıntılar var elimde. Yazarını hazırlayamadığım için kusura bakmasın imzasını yazamıyorum. Sanırım Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştı.

“Sorgulayan, bilgiye aç, dayatmalara karşı duran, başına buyruk, korkusuz, aklına ve mantığına yatmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen, bağlılık ile bağımlılık arasındaki farkı çok iyi bilen, ezber bozan… Liste böyle uzayıp gidiyor. Bambaşka düşünen, bambaşka yaşayan bu gençleri anlamak ise çaba gerektiriyor.

Kimisi yeni nesil diyor, kimisi ise terminolojisini kullanıp Y ve Z kuşağı diye ayırıyor. Z kuşağı henüz yeni yeni sahneye çıksa da şu anda 30’lu yaşları yaşamaya başlayan Y kuşağı bir süredir gündemde. Apolitik olmakla eleştirilen bu kuşak, günlerdir Gezi Parkı’ndan bütün ülkeye yayılan eylemler ile hiç de düşündüğümüz kadar apolitik olmadıklarını ortaya koymuş durumda. Mevcut politik konjonktürün dayandığı din, ırk, ekonomi eksenli ideolojileri tanımayıp, özgürlük ve dayanışma temelli yepyeni bir ideolojinin temellerini atıyorlar.  Siyasilerin eylem süresince yaptıkları açıklamalardan bu kuşağı henüz tanıyamadıkları açıkken, çalışanlarının büyük çoğunluğu Y kuşağı mensubu olan şirketler Y kuşağının şifrelerini çözmek için son yıllarda büyük çaba sarf ediyor. Pek çok şirket Y kuşağını tanımak, anlamak ve uyum içinde çalışmak konusunda danışmanlık alıyor, eğitimler düzenliyor.”

Dünyanın ne kadar gerisinde olduğumuzu görüyor musunuz? Bu nesli anlamak yerine biz kusur arıyoruz. Bu gençler farklı, bize benzemiyorlar. Evet belki benciller, bizim kriterlerimize göre tembeller ama dünyayı onlara emanet edeceğiz ve onlar yönetecekler. Biz onları anlamak için yeterince çaba sarf etmiyoruz çünkü biz adam değiliz, kusurcubaşıyız.

Bu nesil en çok dijital ve sanal dünyaya bağımlı olmakla suçlanıyor. Oysa yapılan araştırmalar ebeveynlerin de en az gençler kadar bağımlı olduğunu gösteriyor. Kaldı ki onlar yaşlarına uygun davranışlar sergilerken, ebeveynler daha uygunsuz işlere bulaşıyorlar. 

Bu nesli yönetecek, yönlendirecek ne ilk ne orta öğretim ne de üniversite var ülkemizde. Başıboşlar, mentorsuz, lidersiz savruluyorlar ortalıkta… Potansiyelleri müthiş, kafaları zehir gibi, ama bir türlü yönlendirilemiyorlar.

Amerika hakkında ahkam kesmek, onları yani sokaktaki Amerikalıyı aptallıkla suçlamak kolaydır. Ancak sistemlerinin bu insanlarla devam edeceğinin farkındalar, önlemlerini alıyorlar. Biz ise öğütme değirmeni gibi çalışıyoruz. Her buğdayı un yapmak mayamızda var. Sanırım bazıları buğday kalır, başağa durur sonra başımıza bela olur diye düşünüyoruz. En iyisi öğütüp una çevirmek ve bir güzel mideye indirip sindirmek.

Benim yıllarım bu gençlerle geçti. Onları az çok tanıdığımı düşünüyorum. “Senden bir şey olmaz” deyip kenara itilecek kıvamda olanlar bile şimdi hayata kafa tutuyorlar. Tüm imkansızlıklara ve olumsuzluklara rağmen çok daha iyi bir nesil yetişiyor. Büyük görünen küçükler onları aşağılıyor, it oğlu it olduklarını söylüyorlar. Kendileri zavallılar ama bunu farkında değiller. Oturmuşlar koltuklara kendilerini adam sanıyorlar.

Bu sözü şimdi söylemek kolay elbet; ancak bir asır evvelden böyle bir öngörü ancak “Lider” ama naylondan değil “Gerçek Bir Lider”in dimağından süzülebilir. 

Gençler mentorsuzlar, lidersizler ancak Atatürk’ün bütün ümidini bağladığı bu gençler dünyanın ve tabii bizim ülkemizin geleceğini şekillendirecekler. Ve göreceksiniz her şeyi bizden daha iyi becerecekler. Biz de büyük üstad Neşet Ertaş’ı bile anlayamadan göçüp gideceğiz bu yalan dünyadan. Yazının sonuna geldik ama siz mutlaka Neşet Ertaş’dan Yalan Dünya isimli parçayı dinlemelisiniz. Ne de olsa doğru söylüyor üstad; Yalan Dünya. Aldanmamak lazım, göçeceğiz buradan…

Siz de göçeceksiniz sayın ….., biliyorsunuz değil mi? Tanrı, peygamberlerine vermediği hakkı size verecek değil ya! Benim haddim de değil vazifem de ancak hesap bu dünyada görülmez öbür tarafa kalırsa ne diyeceğinizi çok merak ediyorum. Herhalde o kadarcık isteğim karşılanır, duyarım şu fani kulaklarımla ne dediğinizi. Kusuru kimde bulduğunuzu… Yine de bir insanlık yapıp kusurun kimde olduğu konusunda küçük bir ipucu vereyim size, hazırlıklı gidersiniz.

Not; bu yazıyı hiç planlamadan yazdım. Canımı çok acıtan bir söz duydum, en çok değer verdiklerime, kıyamet kopsa yüzüne bakmayacağım bir zavallının sarf ettiği adice sözleri… Yine de duygularımı adam gibi ifade edemedim. Sanırım adam olmadığımdan…

 

Views All Time
Views All Time
434
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*