Medeniyet Hastalıkları, Uygarlık Hastalık Getirir mi? Medeniyet Hastalıkları İle Nasıl Başa Çıkabiliriz…

Health Signpost

Para hırsı, yalan dolan, ahlaksızlık gibi hastalıklardan değil efendim, bedenimize ait hastalıklardan bahsedeceğim. Görüyorsunuz ki, medeniyet nimetleri yanında bize bir takım hastalıklar da getirmiş durumda… Bunun da bir hikayesi var elbette…

İnsanoğlunun nasıl bir ortamda yaşayabileceği, ne tür gıdalarla beslenebileceği ve çevresi ile uyumu genlerinde kodlanmıştır. Yaklaşık 22 bin adet genimiz ve bunların kodladığı bilgiler ile belirli çevresel koşullar altında yaşamımızı devam ettiririz. Bu genlerin en azından 10 bin yıldır değişmediği bilimsel olarak ispat edilmiştir. Genlerimiz değişmemesine rağmen çevremiz (yaşadığımız ortam, yiyeceklerimiz, günlük yaşantımız) son 300 yılda büyük bir değişime uğramıştır. Dahası İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra muazzam bir değişime uğramıştır.

 

İnsan genetik bilgisi DNA olarak kodlanmıştır. Hangi proteinleri üreteceğimiz, neye ve kime benzediğimiz, hangi besinlere ihtiyacımız olduğu ve onları nasıl kullanacağımıza ait bilgiler bu garip çift sarmal iplikçikte kodlanmıştır. Günümüz insanının DNA’sı ataları ile aynıdır. Ancak ne yazık ki (ya da değil) atalarından çok ama çok farklı bir çevrede yaşamaktadır. Bu da genlerle çevrenin çatışmasına ve arada yine insanın kalmasına neden olmaktadır. 

 

Çevresel değişimin çok hızlı olduğu bu gibi dönemlerde insanoğlunun genleri bu hızla değişen çevreye uymakta zorlanır. Uyumun zor olduğu yani çevresel değişimin çok hızlı olduğu dönemlerde yaşayan nesillere “geçiş nesilleri” denir. İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar doğan bireyler geçiş nesli olarak kabul edilmektedir. Bizler hepimiz bu geçiş neslinin üyeleriyiz. Yaşadığımız ortam, evlerimiz, ev içi ve ev dışı alışkanlıklarımız, yaşam tarzımız, yiyecek ve içeceklerimiz, hayatı algılama şeklimiz ve kaygılarımız tamamen farklılaşmıştır. Atalarımızdan aldığımız genlerimizin hiç tanımadığı bir çevrede yaşıyoruz. Çevrenin hızla değiştiği bu dönemde ortaya çıkan gen-çevre uyumsuzluğu birçok hastalığın beklenenden daha sık görülmesine neden olmuş ve olmaktadır.

 

Genlerimiz aynı kalırken yaşadığımız çevre muazzam bir değişime uğramıştır. Bu da genlerle çevrenin uyuşamaması sonucunu doğurmuştur. Geçimsiz karı-kocalar gibi didişmekteler.

Medeniyetin hızla ilerlediğini kabul ettiğimiz son yüz yıllık dönemde yaygın olarak görülmeye başlayan bu hastalıklara “medeniyet hastalıkları” ismi verilmektedir. Bu hastalıklar birkaç ana grupta toplanmış ve insanoğlunun yaşam serüveninde hiç bu kadar sık görülmemiştir. Medeniyet hastalıkları aşağıdaki gibi sınıflanabilir;

  • Metabolik hastalıklar (şişmanlık, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması)
  • Sinir harabiyeti ile seyreden hastalıklar (Bunama, Alzheimer, Parkinson)
  • Nöropsikiyatrik hastalıklar (depresyon, panik atak, anksiyete)
  • Otoimmun ve alerjik hastalıklar (romatizmal hastalıklar, astım, besin alerjileri, cilt hastalıkları)
  • Kanser
  • Üreme bozuklukları

Tıp tüm bu hastalıkları ilaçlarla tedavi etme konusunda çok iştahlıdır. Ancak bu tür hastalıkları tamamen tedavi eden yöntemlerin çok az olduğu da bir başka gerçektir. Tıbbın gündemini çok meşgul eden ve neredeyse çözümsüz olduğunu, sadece uzun süre ilaç kullanılması şartıyla bulgularının kontrol edildiğini kabul ettiğimiz bu hastalıklar, tıp ve teknolojideki büyük ilerlemeye rağmen halen toplumları yaygın olarak etkileyen hastalıklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Madem medeniyet bu kadar ilerledi, insan vücuduna çok hakimiz, çok ileri görüntüleme ve analiz tekniklerimiz var niçin bu hastalıkları tedavi edemiyoruz? Yoksa bu hastalıkları tedavi etmek için bozukluğun olduğu asıl yere bakmaktan kaçınıyor muyuz? Bazı temel önlemlerle bu hastalıkların tedavisinde daha başarılı sonuçlar alabilir miyiz? Soruları artırmak mümkün, ancak doğru cevapları bulabilmek için gerçekten aramak zorundayız. İlaç firmaları hastalıkları bir pazar olarak gördükleri için bu soruları sormazlar. Bu cümleden hoşlanmayanlar için Hayy Kitap’tan çıkan “Satılık Hastalıklar” isimli çalışmaya göz atmanızı öneririm.

 

Aslında basitçe doğru beslenir ve çevremizi çok bozmazsak genlerimiz sağlıklılık haline hizmet etmeye devam edecektir. Ancak bizler çok hareketsiz yaşıyor ve sağlıksız bir çevrede yaşıyoruz. Genlerimiz ne yapsın?

Bu yazıyı gerçek “medeniyet hastalıkları”na değinerek bitirelim; dünyada 2.5 milyar insan sağlıklı su ve yiyeceğe ulaşamıyor. Çocuklar ölüyor, ortalama ömür beklenenin çok altında. Milyarlarca insan okuma yazma bilmiyor ve günde 2 doların altında bir gelirle yaşıyor. Medeniyete bir de bu gözle bakmak lazım. Avrupa ve Kuzey Amerika gibi medeni olduğunu zannettiğimiz ve dünya nüfusunun sadece %5’ini temsil eden bu iki kıta dünya kaynaklarını umarsızca sömürürken yukarıda ifade edilen medeniyet hastalıkları ile boğuşmak durumunda kalıyorlar. Ortalama ömrü 65’den 70’e taşımak başarı gibi gözükürken, milyonlarca insan kırklı yaşlarını göremeden ölüp gidiyor. Ülkemizde mevcut yaklaşık 20 milyon kronik hastanın büyük kısmı medeniyet hastalıklarına sahiptir.

Orta çağda zenginlik ve statü göstergesi olan şişmanlık artık başımızın en büyük belalarından bir tanesi. Şimdi zenginler uğraş didin zayıflamaya çalışıyorlar, fakirler de kötü beslenerek şişmanlıyorlar. Tersine dünya bu olsa gerek. 

 

 

Bu karikatür halimizi güzel özetliyor. Televizyonlar inceldikçe biz şişmanlıyor ve medeniyet hastalıklarını vücudumuza davet ediyoruz. 

 

Altyapımızı, yiyeceklerimizi, içeceklerimizi ve yaşam tarzımızı genlerimize uygun hale getirmediğimiz sürece de ortalama ömrü uzatsak bile onlarca hastalıkla uğraşmak zorunda kalacağız. Anladığımız kadarıyla genlerimizin değişmesi o kadar kolay değil. Yeni gelişen ve yeni ilaçlara gebe “Epigenetik” bilimi bizi çevremizle yeniden barıştırabilir mi bunu zaman gösterecek. Bir başka yazıda epigenetik konusuna değineceğim.

 

Views All Time
Views All Time
267
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?