Milgram Deneyi (2); Otoritenin Gücü, İnsan Vicdanı, Vicdansız İnsan, Sosyal Psikoloji…

Dr. Milgram gazetelere ilan verir ve el ilanları bastırarak deneklerini toplar.  Deneyler üniversiteye ait bir binanın bodrum katındaki iki odaya yerleştirilir. Katılımcılar 20 ve 50 yaşları arasında, tamamı erkek, ilkokulu bitirememiş insanlardan doktora yapmışlara kadar geniş bir yelpazeden seçilmişti. Katılımcılar bir saat kadar sürecek bu deneyi tamamlayamasalar bile kendilerine bir ücret ödeneceğini biliyorlardı.

Dr. Milgram’ın ilanı. Bir saatiniz için size 4$ ödeyeceğiz diyor. O zamanlar iyi paraymış bu rakam. İlanda hafıza ile ilgili bir deney için kişi lazım olduğunu ilan ediyor. 

Deney gözlemcisi özenle seçilir. Duygusuz, sert görünümlü ve beyaz önlüklü bir kişidir bu… Kurban rolünü de bu rol için eğitilmiş, İrlandalı-Amerikan bir muhasebeci üstlenmişti. Kurban ile deney gözlemcisi aslında işbirlikçi olmalarına karşın bu gerçek katılımcıdan gizleniyor ve kurban, katılımcıya kendisi gibi gönüllü olarak katılmış başka bir denek olarak tanıtılıyordu, dolayısıyla katılımcının gözünde deney, deney gözlemcisi ve iki denekten oluşuyordu. Deney gözlemcisi, iki deneğe “öğrenmede cezanın etkisi” hakkında bir deneye katıldıklarını, birisinin “öğretmen” diğerinin de “öğrenci” rolünü üstlenecekleri bilgisini veriyordu.

Milgram deney düzeneği;   Deney gözlemcisi (E) öğretmen sıfatıyla soruları sormakta, öğrenci (L) soruları bilemeyince denek (T) elektrik vermektedir (aslında vermemektedir). Deney gözlemcisi öğretmen sert ve duygusuz bir mizaca bürünmüştür. Deneyin tek gerçekleri bilmeyen kişisi (T), diğer iki kişinin işbirlikçi olduğunu bilmemektedir. Denek deneyden önce 45 voltluk bir elektrik şokuna maruz bırakılarak, duvarın arkasındaki öğrencinin ne kadar acı çekeceğine dair bir fikir sahibi oluyordu (empati). Buna rağmen 450 volta kadar çıkanlar azımsanmayacak sayıdadır. 
Sonra, iki deneğe birer kâğıt veriliyordu. Katılımcının, bu kâğıtlardan birinde “öğretmen” ve diğerinde de “öğrenci” yazdığına ve kâğıtların rastgele verildiğine inanması sağlanıyordu. Gerçekte ise her iki kâğıtta da “öğretmen” yazıyordu ve işbirlikçi denek kendi kağıdında “öğrenci” yazıyormuş gibi rol yapıyordu; böylece katılımcının hep “öğretmen” olması sağlanıyordu. Bu noktada “öğretmen” ve “öğrenci” birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu. Deneyin sürümlerinden biri, işbirlikçi deneğin gerçek deneğe bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylemesi gibi ek özellikler taşıyordu (vicdanın zorlanması).

Deneyden önce “öğretmen”e 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak “öğrenci”ye uygulayacağını sandığı şokun neye benzediği hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. “Öğretmen”e daha sonra “öğrenci”ye öğretmesi amacıyla sözcük çiftlerinden oluşan bir liste veriliyor, öğretmen de bu listeyi öğrenciye bir kere okuyarak işe başlıyordu. Ardından öğretmen listeyi oluşturan sözcük çiftlerinin ilk sözcüklerini teker teker okuyor, okuduğu her sözcük için öğrenciye dört adet seçenek sunuyor, öğrenci de bu seçenekler arasından doğru olduğunu düşündüğü cevabı bildirmek için bir cevap düğmesine basıyordu. Verdiği cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu. Cevap doğru ise öğretmen sonraki sözcük çiftine geçiyordu.

Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyorlardı. Aslında öğrenciye hiç şok verilmiyor öğrenci rol yapıyordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık dramatik şekilde artan ve önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra aktör, kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Birkaç defa yumrukladıktan ve kalp rahatsızlığını hatırlattıktan sonra ise artık sorulara cevap vermemeye ve şikayette bulunmamaya başlıyordu.

Denekler öğrencinin bilemediği her soru için onun artan bir elektrik şokuna maruz kaldığını sanıyorlardı. Teypten çıkan bir haykırma, yalvarma sesi ile öğrencinin gerçekten çok acı çektiği kanısı pekiştiriliyordu. 

Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediklerini ifade etmiştir. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorgulamaya ve yapılanları eleştirmeye başlıyordu. Ancak bu kişilerin hemen tamamı deneyin sonuçlardan sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence aldıktan sonra devam etmeye karar veriyorlardı. Birkaç denek, öğrenciden gelen acı dolu çığlıkları duyduklarında sinirli biçimde ya gülmeye başlıyor ya da aşırı stresli ve gergin olduklarını gösteren başka davranışlar sergiliyordu.

Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuluyordu;

  1. Lütfen devam edin.
  2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.
  3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
  4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

Artan elektrik şokuyla birlikte öğrencinin yalvarma sesi dinletiliyor (bant kaydı). Buna rağmen devam eden deneklere bir sonraki aşamada aniden kesilen öğrenci sesi dinletildi. Ses kesildikten sonra bile şiddetini arttırarak şok vermeye devam edenler oldu ( Deneylere katılan insanların hepsi normal insanlardı. Hiç birinde sadistlik ve benzeri psikolojik rahatsızlıklar ya da kişilik bozukluğu bulunmuyordu).

Deney yaklaşık bir saat sürüyor ve daha sonra bitiriliyordu.

Dr. Milgram, deneyleri gerçekleştirilmeden önce Yale Üniversitesi’nin psikoloji alanında yüksek lisans yapan 14 öğrencisine sonuçların ne olacağına dair bir anket uygulamıştı. Katılımcıların tümü, sadece birkaç sadist eğilimli deneğin (%1,2) en yüksek voltaja kadar gidebileceğini diğerlerinin erken evrelerde deneyden vazgeçeceğini öngörmüştü. Dr. Milgram ayrıca meslektaşları arasında da sözlü bir anket yapmıştı. Meslektaşları da öğrencilerle aynı fikirdeydi ve deneklerin sadece birkaç tanesinin çok kuvvetli şok uygulayabileceğini düşündüklerini tespit etmişti.

Dr. Milgram ilk deney dizisinde öndeneklerin %65’inin, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu uyguladıklarına şahit oldu. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorgulamış, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vermek istemişlerdir.

Bununla birlikte katılımcıların hepsi 300 volt seviyesine kadar şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi. Benzer doğrulamalar başka biliminsanları tarafından da gerçekleştirildi. Örneğin Dr. Thomas Blass (Maryland Baltimore Eyaleti Üniversitesi), deney tekrarlarından elde edilen sonuçlar üzerinde yaptığı ileri bir analizde, deneklere ölümcül gerilimler uygulayabilen katılımcıların oranını, yer ve zamandan bağımsız olarak”  %61 ile %66 arasında tespit etti . Sonuçlar Dr. Milgram’ın bulguları ile birebir örtüşüyordu. Deneylerden sonra Dr. Milgram, İtaat (Obedience) isimli bir belgesel hazırlayarak deneyi ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı (1).

Deneye katılanların %84’ü bu deneye katılmış olmaktan “memnun” veya “çok memnun” olduklarını, %15’i nötr olduklarını ifade etmişlerdir. Pek çoğu sonradan teşekkür mesajları yolladı. Milgram eski katılımcılardan art arda asistanlık ve ekibe katılma teklifleri aldı. Altı yıl sonra, Vietnam Savaşının en ateşli olduğu günlerinde, deneyin katılımcılarından biri Milgram’a bir mektup göndererek deneyde çektiği strese rağmen neden “memnun” olduğunu açıkladı:

1964’te deneye katıldığımda, her ne kadar birisine acı çektirdiğimi sansam da bunu neden yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ne zaman kendi inançları doğrultusunda hareket ettiklerini ve ne zaman uysalca otoriteye itaat ettiklerini ayırt edebilen çok az insan var. … Kendimi otoritenin çok yanlış şeyler yapmamı isteyen emrine teslim edeceğimi bile bile askere alınmama izin vermem, kendimden korkmama sebep olacaktı. Eğer bana vicdanî retçi statüsü verilmezse hapishaneye gitmeye tamamen hazırım.  … Bu gerçekten de inançlarıma sadık kalmamın tek yolu. Tek umudum, kurul üyelerinin de kendi vicdanlarına göre aynı şekilde hareket etmesi…

Az sayıda insan vicdanını kaybetmek ve sırf otorite istedi diye onaylamadığı şeyleri yapmak yerine hapse girmeye razı olmuştur. Bu durum günümüzde bir delikli paraya başka insanları satan, gammazlayan, onların haksız yere zarar görmesinden hiç rahatsız olmayan insan görünümlü vicdansızlara bir anlam ifade eder mi acaba?

Dr. Milgram bizim kültürümüzde onlarca farklı şekilde ifade edilmiş bir gerçeği bilimin mihengine vurmuş ve insan orada da vicdansız çıkmıştır. 

Eğer Dr. Milgram bu deneyleri benim tanıdığım bazı insanlarla yapsaydı “Doktor Bey, 450 volt nedir ki, ibreyi sona dayayalım” gibi şaşırtıcı bir teklifle karşılaşabilirdi. Sözüm anlayanlara, onlar kendilerini bilirler…

 

  1. http://www.imdb.com
Views All Time
Views All Time
286
Views Today
Views Today
1
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*