Nasılsınız efendim? Hani -gerçekten- nasılsınız? Gerçekten…

Bu haftaki pazar yazımız biraz erken yayınlanıyor… Yazarımız müstakbel bir meslektaşımız. Ben çok beğendim umarım siz de beğenirsiniz. Bu yazıyı okurken yazarımız size

Eleni Karaindrou’dan Waltz By The River

isimli parçayı dinlemenizi öneriyor… Hem iyi okumalar hem de iyi dinlemeler efendim.

 Nasılsınız efendim?

Hani -gerçekten- nasılsınız? Gerçekten…

DEDİM NİCEDİR HALİNİZ, NİCEDİR HALİMİZ

“Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.”

Cahit Zarifoğlu

   “Gerçekten” nasılsınız bugün, nasılsınız falanca hanım/bey? Bırakın şu alışkanlıktan söylenegelen ‘iyidir’leri ve sonuna gelen gayri ihtiyari ‘senden naber’leri, ardından sanki gerçekten merak ediyormuşsunuzcasına sorduğunuz bilmem kaçıncı dereceden akrabanız olan bekar kızcağızı… Bırakın efendim. Bir gün uyanın ve size “Nasılsınız?” dediğinde kapı komşunuz, onun sorusuna samimiyetle cevap verin. Bu gerçekten zor mu olur dersiniz? O kişi sizin kuyunuzu mu kazıyormuş, arkanızdan mı konuşuyormuş, sizin mutsuzluğunuzdan mutluluk mu duyarmış, ona hiç hiç güven olmaz mıymış? Peki ya iş arkadaşlarınız? Onlar kapı komşunuzdan daha mı betermiş? Al birini vur ötekine hesabı diyorsunuz yani… Bu kadar da insan sarrafısınızdır hani. Ne de olsa nice çemberinden geçmişsinizdir feleğin, hep sizi bulmuştur yanlış insanlar, yanlış yerlerde ve muhakkak yanlış zamanlarda. Hayat acımasızdır, insanlar daha da acımasız. Ve tüm acımasızlıkların size öğrettiği tek şey acımasızlık olmuştur: Hâlbuki siz şefkat abidesiyken! Elinizi uzattığınız her insandan da okkalı bi’ kazık yemişsinizdir tabi. Artık insanlara neden güvenesiniz ki? Ne de olsa kimse sizin güveninizi kazanabilecek insan mertebesine ulaşmaya layık değil. Belki de en iyisi insan soyundan ümidi kesip hayatının sonuna dek bir ev dolusu kediyle bir köşeye çekilmek. Soralım bir kez olsun kendimize: Gerçekten böyle mi/değil mi? Hadi şimdi size iki dakika düşünme süresi. Sonrasında kaldığımız yerden devam!

Efendim, nasılsınız diyorum ben yine, -gerçekten- nasılsınız? Ve diyorum ki acaba bir yerlerden tanıdık geldi mi bu cümleler size? Acaba görebildiniz mi cömertçe sarf ettiğiniz alabildiğine katı hükümler içeren ifadelerinizi? Oysaki birbirine ölesiye zıttı, cömertlikle katı hükümler. Katı hükümler virüs gibiydi: En basit görüleninden bile uzak durulması gereken. Zira onları edinmenin kolaylığına karşın kurtulmak ziyadesiyle zordu. Fakat cömertlik içine dalıp yıkanılması gereken bir okyanustu adeta, insan verdikçe artardı hatta verdikçe almış olurdu aslında. İçinde harlaması gereken yegâne ateş varsa insanın, olsa olsa cömertlik olurdu bu. Cömertçe sevmeli, cömertçe inanmalı, cömertçe gülmeli, cömertçe güvenmeli… Birinden her zerremizle uzak durmamız nasıl elzemse diğerine yakınlığımız o kadar yakın yapardı bizi hem kendimize hem insanlara. Bundan ala zıtlık mı olur? Biri insanlarla duvar örüyor aramıza, öbürü ise nice köprüler yapıyor ve nice yollar: Gönülden gönüle.

Peki, siz cömertliğin zıddını hala yalnızca cimrilik sananlardan mısınız? İyiliğin zıddını kötülük? Güzelliğin zıddını çirkinlik? Ama size diyorum ki hayır böyle değil, bu kadar değil, her şey böylesine kesin hatlarla çizilmiş ve önceden yaşanıp bitmiş değil; ezberlenmiş duygular yaşamayın, başkalarının direktiflerinden ibaret hayatlara hapsolmayın, kabuklarınızı kalınlaştırmayın -ne yapacaksınız o kabuğu!- ve dahası yıllarınızı tüketmeyin, YAŞAYIN! YAŞAYARAK KAZANIN! Kendinizi kazanın, insanları kazanın, insanlığı kazanın. Bırakın artık bir kenara olanı biteni, ne de olsa siz de az hata yapmamışsınızdır zamanında. “Yok canım, ben şu adamın bana yaptığı şeyi ömrümde kimseye yapmadım, yapmam da?” der gibi mi oldunuz? Bırakın artık böylesine kesin, böylesine keskin söylemleri. Affetmeyi öğrenin. Affetmediğiniz insana nasıl güvenebilirsiniz ki? Güvenmeden nasıl sevebilirsiniz ki? Ve sevmeden… Sevmeden nasıl yaşayabilirsiniz? Yaşadım sanırsınız; aldanırsınız, aldatırsınız.

Evet, ben sormuyorum bu sefer. Haydi, siz sorun: Önce kendinize, sonra çevrenizdekilere. Nasılsınız ama -gerçekten- nasılsınız? Ve izin verin, insanlar -gerçekten- cevap versinler.

Dr. Martı

Views All Time
Views All Time
265
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*