Ne Yediğiniz mi Ne Kadar Yediğiniz mi Önemli?

Deniz sezonu yaklaştıkça kilolar her geçen gün daha çok sorun teşkil ediyor. İncelen kıyafetlerin altından sarkan yan ve ön yağlar insanın psikolojisini bozuyor. Derken gözler ve kulaklar yeni bir zayıflama yöntemi arıyor; kolay, hoop diye yağları eritiveren… En popüler yalanlardan bir tanesi “… yöntemi yağları eritiyor ve böbreklerden attırıyor” yine… Yani size diyorlar ki yağ işiyorsunuz. Halbuki bir böbrek eğer idrara yağ belirli miktarın üzerinde geçiriyorsa başınız epeyce belada demektir.

Bölgesel zayıflama için en popüler yöntemlerden bir tanesi; soğuk lipoliz. Yağlar soğutuluyor ve dolayısıyla donuyorlar. Sonra hücreler parçalanıyor ve yağlar bulundukları yerden göç etmek zorunda kalıyorlar. Bölgesel zayıflama gerçekleşiyor. Ancak bu yağlar vücuttan idrarla atılmıyorlar, gidip bir başka yere yerleşiyorlar. Hedef bölgeniz inceliyor ama yağlar bir yere gitmiyor; daha doğrusu başka yere gidiyor ama idrara değil. 

Böbrek kandaki yağları vücuttan uzaklaştırmak için dizayn edilmiş bir organ değildir. Bu nedenle gerek kilo vermede gerekse bölgesel zayıflamada yağların idrarla atılması diye bir şey yoktur. İdrarda az miktarda yağ olsa bile çoğunlukla bunun kaynağı ya ömrünü tamamlamış böbrek hücreleri ya da hasara uğramış tüp yapılarıdır.

Neyse efendim yine güncel bir konuya daldık. Aslında başlıkta ifade ettiğimiz konu da güncel hatta mevsimlerden bağımsız olarak güncel… pek çok diyet ve uzman belirli tipte gıdaların yenmesini yasaklar ve bu yasakların birbirinden farklı gerekçeleri vardır.

Örneğin sosis ve salam konusunda bir mutabakat var; gerek yapımında kullanılan etler gerekse etin korunma yöntemi (yani nitrit ve nitrat eklenmesi) bu mutabakatın önemli dayanaklarından bir tanesi. Sucuk konusu tartışmalı, tereyağı da öyle… Hele küçük ve büyükbaş hayvanların iç yağları tam bir savaş arenası… Tam meyve-sebze yiyecek oluyoruz, meğer Rusya geri göndermiş. Ya da ekmeksiz karnımız doymuyor birisi çıkıp zehir diyor filan. Ortalık toz duman, bir sürü gıda yasak; hatta bal bile yasak(!).

Bu kadar alime rağmen iyi beslenemiyoruz ki, diyabette Avrupa birincisiyiz (1). Bu konuyu bilimsel verileri ile tartışmıştık. Her üç erişkinden birisi obez, öteki fazla kilolu, sadece bir kişi normal olması gereken kiloda… 50 yaş üstünde tansiyon, kalp damar hastası olmayanların sayısı olanlardan daha az… Listeyi uzatabilirsiniz. Bu insanlara sorsanız, çoğu beslenme konusunda az çok bir dikkat sergiliyor. Oysa bakınız ne tür gerçekler var göz ardı edilmemesi gereken.

  • Moğollar iklim şartlarından dolayı yılın en az sekiz ayı kurutulmuş et ve et ürünleri yerler. Ancak kalp krizi riskleri yüksek değildir.

Moğolların tipik kahvaltı yiyecekleri; tuzlu suda haşlanmış kırmızı et. Bana inanmazsınız diye şeklin üstündeki yazıyı bıraktım. Yemeğin ismi Chanasan Makh; tipik bir kahvaltı argümanı yazıyor. 

Bu da Moğolların geleneksel yemeklerinden bir tanesi; keçinin içini patates ile doldurup kendi derisinin içinde pişiriyorlar. 

  • Fransızlar Amerikalılara göre birkaç kat daha fazla hayvansal yağ tüketirler ama onlar gibi şişman değildirler ve kalp damar hastalıkları riskleri düşüktür (Bkz. Fransız Paradoksu).
  • Kuzeyli insanlar meyve sebzeden zengin beslenemezler çünkü iklimleri buna el vermez. Tam Türkiye’den meyve-sebze alacaklar ya fazla ilaçlanmıştır (pestisit, insektisit) ya da yanlış gübre kullanılmıştır.
  • Eskimolar yağlı yemeye düşkündürler; çünkü yağlar enerji amaçlı kullanıldığında vücutta daha fazla ısı ortaya çıkar. Böylece soğuk iklim insanları yağlı yiyeceklere düşkündür.
  • Ekvatora yakın paralellerde yetişen sebze ve özellikle meyveler bol şekerlidir. Çünkü şekerler yakıldığında daha az ısı ortaya çıkar. Bu nedenle Araplar, Afrikalılar, Latinler tatlı yiyeceklere rağbet ederler, çünkü iklim şartları ve coğrafya ona müsaittir.
  • Çinliler ve Japonlar pirinç ekmeklerine pirinç lapasını katık yaparlar ama öyle hemen hasta olmazlar.
  • İspanyollar Hamon ismi verilen domuz pastırmasına bayılırlar, ama bundan dolayı hemencecik ölmezler.
  • Türkler güya onu yemezler, bunu yemezler ama kronik hastalıkların pençesinden bir türlü kurtulamazlar.

Dünya Diyabet Görülme Sıklıkları; Avrupa’da Türkiye birinci. Amerika ülkelerinde ABD listede yok çünkü diyabet oranı erişkin nüfusta %10’un altında. Araplar fas-fooda sardırınca ipler kopmuş; Kuveyt ve Suudi Arabistan’da her 4-5 erişkinden biri diyabetli. Biz müslümanlar pek bir güzel besleniyoruz.

Bu listeyi uzatıp izahı demogojiye kaydırmak istemem. İnsan metabolizması ve sistemlerin çalışması “epigenetik mekanizmalar” aracılığı ile çevresine sıkı sıkıya bağlıdır. O nedenle;

  • İnsan vücudunun ihtiyacı olan tüm besinler yaşadığı yeri referans alarak çizilen ve yarıçapı 160 km olan bir dairenin içinde yetişen ürünlerden karşılanabilir.
  • Bir Arap kendi coğrafyasında yetişen şekerli ürünleri yediği için değil, o coğrafyaya uygunsuz beslendiği zaman diyabet olur (Bkz. Amerikan tipi beslenme ve Araplarda diyabet oranları) (2).
  • Eskimolara ya da soğuk iklimlerde yaşayan insanlara yağsız yemek yedirmek onları daha sağlıklı yapmaz.
  • İnekler ve koyunlar sadece ot yedikleri halde vücutlarında azımsanmayacak miktarda iç yağı vardır.
  • Zararlı diye hiç sucuk yememek, kırmızı eti yağsız, hayatı ekmeksiz götürmek tamamen sağlıklı değildir.
  • Ne yediğiniz değil ne kadar yediğiniz önemlidir. Çok uzun zaman karbonhidratlardan fakir beslenen insanların ortalama ömürlerinin uzamadığı bilimsel olarak ispat edilmiştir.
  • Hiçbir gıda zehir değildir; hatta sosis ve salam bile. Ama miktarını tutturamazsanız meyve ve sebze ile dahi kolaylıkla şişmanlayabilirsiniz.
  • Siz boş verin tv şovlarını, hamasi nutukları, bala zehir diyenleri… Ne yerseniz yiyiniz ama ölçülü ve az yiyiniz. Bir kebapla kendinizi ödüllendiriniz; ama üç porsiyonla değil. Sucuklu yumurtayla mutlu olunuz ama bir kangalla değil. Meyve ile sağlıklı yaşayınız ama bir kilo ile değil…

Yarasın.

  1. http://www.wjgnet.com
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
Views All Time
Views All Time
265
Views Today
Views Today
1
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*