Saç Beyazlaması, Beyazlamanın Nedenleri ve Tedavisi

İnsan saçına rengini veren madde melanindir. Melanin melanosit denen bir çeşit boya üreten hücrelerde sentezlendikten sonra keratinositlere aktarılır. İnsan saçında temel olarak iki farklı tür melanin pigmenti bulunmaktadır. Siyah-kahverengi melanin (eumelanin) saça siyah-kahve tonlarında bir renk kazandırır. İkincisi sarı-kırmızı melanin (feomelanin) saça daha açık renkleri verir; sarı-kumral/kestane gibi.

 

Sadece saçımızda değil, tüm cildimizde, gözümüzde de melanin denen renk maddesini üreten melanosit böyle bir hücre… Dendrit dediğimiz çıkıntıları var; melanin pigmentini melanozom denen bir yapıda üretiyor ve uçlarından dışarıya veriyor. 

Melanin pigmenti bir aminoasit olan tirozinin polimerize (aynı ünitenin birbirini defalarca tekrar etmesi) halidir. Melaninin asıl görevi güneş ışığı içindeki ultraviyole ışınlarının deri ve deri hücrelerine zarar vermesini engellemektir. Yazın güneşe maruz kaldığımızda, solaryum ya da denize gittiğimizde ortaya çıkan ten kararması tüm derideki melanositlerin artmış melanin üretiminden kaynaklanır. Melanin güneş ışığından deriye ulaşan ultraviyolenin %99’unu dağıtabilir.

Vitiligo hastalarının bazı bölgelerinde yama gibi melanin eksiklikleri vardır. Bu bölgeler güneşe çok duyarlıdır çünkü oralarda ultraviyoleyi soğuracak melanositler bulunmamaktadır. Albino ve vitiligo hastaları güneşten rahatsız olurlar ve korunmaları gerekir. 

 

İnsan saçına ve derisine rengini veren melanin, aynı zamanda göz bebeğinde, beyin sapında, iç kulakta ve böbrek üstü bezinin kabuğunda da üretilir ve bulunur.

Melanin üretildiği hücreler olan melanositlerin içinde bulunan melanozom denen bir organelde üretilir ve daha sonra keratinositlere transfer edilir. Bir melanosit bulunduğu yere göre 10 ila 40 keratinosite melanin transfer edebilir (1).

Epidermis (derinin en üst tabakası) melanositleri uzun ömürlü hücrelerdir ve saç döngüsü ile birlikte yaşamlarını devam ettirirler (3-6 yıl). 30 yaşından sonra her on yılda bir %10-20 fizyolojik melanosit kaybı olur. Aynı zamanda melanin üreten kritik enzim olan tirozinaz aktivitesi de düşer, böylece saçın rengi açılmaya başlar.

Bu azalmayla birlikte insan saçı her iki cinste de yaşla birlikte beyazlamaya başlar. Melanositler sinir sistemi, ruhsal durum, psikolojik sıkıntılar vb. den çok etkilendiği için “Üzüntümden saçlarım ağardı, saçlarıma aklar düştü.” gibi melankoli bildiren ifadeler tıpkı “Uyusun da büyüsün ninni…” ifadesinde olduğu gibi yarı bilimsel sayılır.

Beyazlayan saçın dökülmediğine dair inanış doğru değildir. Saçın dökülmesi ile beyazlaması (ağarması) arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Dökülen saçlarla birlikte beyazlar da döküldüğü için böyle bir inanış gelişmiş olabilir.

Saç beyazlamasını artıran başkaca faktörlerin başında aşırı ultraviyoleye maruz kalma, hidrojen peroksit maruziyeti (saç rengi açmak için kullanılan bir kimyasal, aynı kimyasal kağıtları beyazlatmak için de kullanılan güçlü bir oksidandır, çok düşük miktarları vücutta bir habercidir. Buna bir başka yazımızda değinmiştik), insan genlerini hasarlayan kanser ilaçları ya da zehirler (toksinler) saçın beyazlamasını hızlandırır (2).

Vitiligo tedavi edilebilen bir hastalık; şekilde tedavi öncesi ve sonrası bir hastanın sırtı görülüyor. 

Saç ağarmasını henüz geriye çeviremesek de saç kökünde melanosit kök hücrelerinin olduğunu biliyoruz. Bu hücrelerin uyarılması saçın yeniden orijinal renginde çıkmasına yardımcı olacaktır. Bunu başarıncaya kadar saç telinin boyanması işlemleri iyi kötü tatmin edici sonuçlar vermekte ve ağırlıklı olarak kadınlar tarafından tercih edilmektedir (3). Üzülerek ifade etmem gerekir ki, sigara saç beyazlaması konusunda da suçludur; şişmanlığın da kendi başına saç beyazlamasını artırdığı toplum tabanlı çalışmalarla gösterilmiştir (4).

Kadınların tercih ettiği saç boyaları ile ilgili dönem dönem kanser yapıcı olduklarına dair medyada küçük kıyametler koparılmaktadır. Her ne kadar asıl amaç reyting olsa da konu hakkında bir iki bilimsel veriye bakmak yerinde olur sanırım. Özellikle koyu renk boyalarla lenfoma ve(ya) mesane kanseri arasında bir ilişki olduğu gösterilmişse de veriler kesinlik açısından yeterli değildir. Ancak boyaların içinde yaygın olarak bulunan fenilendiamin isimli madde allerji, dermatit ve saç dökülmesi yapma potansiyeline sahiptir (5).

Biz saça değindik ama birkaç başka hususu da göz önüne almak gerekir. Cilt rengi kozmetik bir görüntünün ötesinde önemlidir. Vitiligo hastaları yani ciltlerinde yama gibi beyazlıklar olan hastalarda melanositler bir nedenden dolayı melanin üretememektedirler. Bu hastaların renksiz ciltleri güneş ışığına dayanıksızdır ve hemen kızarır ileri durumlarda yanık oluşabilir. Albinolarda ise vücutta hiç pigment üretilemez ve tüm kılları, derileri beyaz, gözbebekleri pembemsidir. Bu insanlar ışığa çok duyarlıdırlar. Bazı albinolar başka hastalıklara da sahiptir, bazılarında zeka ile ilgili problemler de olabilir (6).

Bir Albinizm hastasının gözleri; gözbebeklerinde renk maddesi yok, o nedenle pembe renk hakim vaziyette. Retina yani göz dibinde ışığı soğuran retina pigment epiteli olmadığı için göz dipleri kan damarlarından yansıyan ışınlardan dolayı kırmızı görülüyor. 

 

 

Gece avlanan iki hayvanın gözüne ışık tutulduğunda ortaya çıkan manzara. Göz dibinde ışığı emen tabaka olmadığı için ışık göz içinde yansıyor. Bu sayede büyük bir avantaj elde ederler. 

Pigmentasyon bozuklukları bunlardan ibaret değil, nadir de görülse daha onlarca hastalık var. Bunlardan vitiligo ve albinizm kadar bilinen bir tanesi de kseroderma pigmentozumdur. Bu hastalıkta temel bozukluk, 280-310 nm dalga boyundaki ultraviyole ışığın hücre DNA’sına verdiği hasarın onarılamamasıdır. Kseroderma pigmentozumda hasara uğramış DNA’ nın onarılamaması, hücre fonksiyonlarının bozulmasına neden olur ve sonuçta mutasyonlar, hücre dejenerasyonu, erken hücre ölümü sebebiyle deri kanserleri ortaya çıkar (7).

 

Vitiligo hastalarında melanositler vardır; bu nedenle onların uyarılması ile hastalık tedavi edilebilir. Şekilde siyah olan noktalar aktif melanin sentezleyen melanositleri gösteriyor. Derinin o bölgeleri normal renktedir. Beyaz noktalar ise melanin üretmeyen hücreleri temsil ediyor; hücre var fakat ürün yok. Dolayısı ile o bölgeler yama şeklinde daha açık pembe renkte görünür ve güneşe karşı korunaksızdır. Sarı ile gösterilenler ise melanosit kök hücreleri…

Konumuza ilginç bir iki bilgi ile devam edelim.

Göz dibimiz (retina) yaklaşık on katmandan oluşmuş son derece sofistike (karmaşık) bir yapıdır. Bu yapılardan bir tanesi de retina pigment epitelidir. Bu epitelde bulunan hücreler de melanin sentezler ve bu sayede göz dibi kahverengi görünür. Retinadaki bu pigment tabakası ışığı emdiği için ışık göz içi sıvısında dağılmaz ve görüşümüz keskinleştirilir. Göz dibindeki bu hücrelerin başka ona yakın görevi de vardır.

Vahşi hayvanların göz diplerinde bu tabaka bulunmaz. Özellikle gece avlanan hayvanlar çok az ışıkta dahi görme yetilerine ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle ışık göz dibine çarptıktan sonra göz içinde yansımaya uğrar ve görmeyi kolaylaştırır. Hayvanların gece çekilen resimlerinde gözlerinin parlamasının asıl nedeni budur. Albino olan kişiler de aynı nedenle güneşe bakamazlar, gündüzleri bile gözlerini kısmak zorunda kalırlar. Çoğunda görme kusurları vardır.

Peki hiç mi umut yok, erken beyazlayan saçları yeniden rengine kavuşturmak için. Hem var, hem yok. Bazı saç ürünleri kullanıldığında saç çıkarken orijinal renginde çıkıyor. Bizim ürettiğimiz Meloxcin Saç Sütü aynı zamanda melanosit aktivasyonu yapmaktadır. Bu özelliği içindeki “epigenetik aktivatör” maddeden kaynaklanmaktadır. Mekanizması son derece karmaşık olan bu özellik, bildiğimiz kadarı ile dünyada başka bir üründe henüz bulunmamaktadır. Bu nedenle patent başvurumuzda Meloxcin Saç Sütü‘nün bu özelliği de kayıt altına alınmıştır.

Oldukça zor bir vaka; hasta 48 yaşında, günde 2 paket sigara içiyor, alkol kullanıyor, karanlıkta uyumuyor ve düzensiz bir hayat sürüyor. Meloxcin Saç Sütü’nü sadece akşamları kullanıyor. Buna rağmen hem “dermal papilla indüksiyonu” hem de melanosit stimülasyonu gerçekleşmiş durumda. Bu hasta akademisyen bir hekim. Sonuçlara inanmakta çok zorlandı…

Uzak doğu tıbbında önemli bir yeri olan ve saç beyazlamasını önlemek için asırlardır kullanılan Polygonum multiflorum bitkisinin kök ekstraktının melanosit stimülasyonu yaptığı bilimsel olarak gösterilmiştir (8). Saçlarınızın geç ağarması temennisi ile…

Peki bu temenni her zaman iyi mi? Baksanıza şu adama (George Clooney), saçı ağardıkça ağırlaşmış, karizma o biçim olmuş. Demek ki saç ağarması o kadar da kötü değil :-).

Bir başka açıdan bakarak yazımızı bitirelim; Clooney için saçlarının beyazlaması kötü olmayabilir elbette. Ancak benim çok sevdiğim “Neden saçların beyazlamış arkadaş?” şarkısındaki kişiler için durum farklı.  Şöyle diyor şair:

“Neden saçların beyazlanmış arkadaş
Sana da benim gibi çektiren mi var
Görüyorum ki hergün meyhanedesin
Yaşamaya küstürüp içtiren mi var…”

Bence bu sözleri en güzel yorumlayan rahmetli Tanju Okan (1938-1996), gençler tanımaz belki, ancak bir kulak vermekte fayda olabilir… Sözlerin devamında şimdiki gençler gibi sorguluyor hayatı; “Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim?” Eğer şarkıyı beğendiyseniz bir de Esen Gül‘den dinlemenizi öneririm. Sonra siz karar verin, kim daha iyi yorumluyor.

Yine de saçlarımız ağarmasın efendim; biz Clooney değiliz ki!

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  3. http://www.ijdvl.com
  4. http://www.jaad.org
  5. http://www.ijdvl.com
  6. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  7. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  8. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
Views All Time
Views All Time
563
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*