Saç Hakkında Sıkça Sorulan Sorular…

Kıymetli arkadaşım Ergünay Ekmekçioğlu Hanımefendi bizlerin çok vaktini almama konusundaki hassasiyetini sürdürmeye devam ediyor. Gerek sağlık ve bilinçli beslenme gibi toplumun halen oldukça yetersiz bilgiye sahip olduğu konular, gerekse saç konusundaki dikkatli gözlemleri kendisini bazı sorular sorma noktasına getirmiş.

Kendileri bu soruları derlemişler ve cevaplamamız için bize göndermişler. Halkımızı bilinçlendirmek adına bu soruların cevaplarını sitede yayınlamak üzere kendisinden izin aldım. Buyurunuz efendim, sorular Ekmekçioğlu Hanımefendiden cevaplar bizden…

 

1.Saçımıza iyi gelen vitaminler hangileri? Onları ne dozda, ne süreyle ve hangi sıklıkla kullanmalıyız?

Vitamin kelimesi vīta  + -amin kelimelerinin birleşmesinden köken almıştır. “Vita” Latince hayat, yaşam anlamına gelirken amin kelimesi amine denilen bir grup kimyasaldan türetilmiştir. Dolayısı ile “yaşam için gerekli aminler” ya da “yaşamsal aminler” anlamı taşımaktadır. Fizyolojik olarak ise; hücresel metabolizma için gereken ve organizmaya besinlerle ya da ilaç olarak dışardan sağlanması gereken (vücudun üretemediği) biyokatalizör” maddelerin genel ismidir.

Vitaminler biyokimyasal olarak iki ana gruba ayrılır: Yağda çözünen vitaminler ve suda çözünen vitaminler. Yağda çözünenler kısaca ADEK olarak bilinir. Yani A, D, E ve K vitaminleri… A ve E vitaminleri yağ fazının en iyi antioksidanlarını oluştururlar. Ayrıca pek çok sentez basamağında yardımcı madde (ko-faktör, katalizör) olarak görev alırlar.

D vitamini aslında vitamin değil hormondur ve vücutta üretilir. K vitamini ağırlıklı olarak kan pıhtılaşması ile ilgili süreçlerde görevlidir. Konu hakkında daha önce yazdığımız yazı okunabilir.

Suda eriyenler ise tüm B grubu vitaminler (B 1,2,5,7,9,12) ile C vitamini (askorbik asit) olarak sıralanabilir.

Konumuz saç olduğu için şöyle ifade edelim. Tüm vitaminlerin saç sağlığına katkısı vardır. Bunlardan E vitamini, B vitaminlerinden Biotin ve Pantotenik asit ile syanokobalamin (B12) biraz daha öne çıkmıştır. Konu hakkında daha önce yazdığımız yazılara başvurabilirsiniz (Biotin ve Saç Sağlığı, Provitamin B5 ve Saç Sağlığı).

Vitamin pazarında devasa rakamlar dönüyor. Bazı şirketlerin geliri pek çok ülkenin milli gelirinden fazla… Vitaminlerin çoğunu zaten iyi beslenme şartlarında yaşayan insanlar tüketiyor, çünkü alım güçleri var. Gerekli gereksiz çok fazla vitamin tüketiliyor. Çünkü vitamin=yararlı=besleyici=hastalıklardan koruyucu algısı oluşturulmuş durumda. Oysa bu doğru değil, şu yazıyı okumanızı öneririm (vitaminler ve sağlık). 

 

İşin özeti şudur efendim; iyi beslenme şartlarında yaşayan bireylerin hastalık, hamilelik, hızlı büyüme çağı, yaşlılık, çocukluk dönemi gibi hayatın olağan akışının değiştiği zaman dilimleri hariç ek vitamin almaya ihtiyaçları yoktur. Ancak biyokimyasal olarak bir eksiklik söz konusu ise o tamamlanmalıdır. Önemli olan dengeli ve sağlıklı beslenerek vitamin ihtiyaçlarımızı doğal kaynaklardan karşılamaktır. Yağda çözünen vitaminler vücutta depolandığı için bunların fazla alınması beklenenin tam tersi etkilere de neden olabilir.

2.Saçımıza iyi gelen besinler nelerdir?

Bu konuda oldukça bilgilendirici bir yazının sitemizde olduğunu ifade ederek aşağıda linkini veriyorum.

Hipokrat’ın harika bir sözü var, binlerce yıl öncesinden bilim kokan, hekimlik tüten bir söz: Yedikleriniz ilaçlarınız, ilaçlarınız yedikleriniz olsun… Gerçekten şahane bir söz, tutulmayı hak ediyor. Saçımız için tüketmemizin yararlı olduğunu bildiğimiz besinlerin çoğu genel sağlığımız için de en ideal olanlar. Konu hakkındaki yazıya buradan ulaşabilirsiniz. 

 

3. Prostat ve kabak çekirdeği ilişkisi üzerinden yol alırsak, kabak çekirdeği saçımıza iyi geliyor mu, iyi geliyorsa her gün ne kadar tüketmeliyiz?

Erkeklerde şöyle bir durum söz konusu; prostatı büyüten mekanizma ile saçı döken mekanizma aynı… Dolayısıyla prostat büyümesini önlemek için üretilmiş bazı ilaçlar (finasteride, dutasteride) aynı zamanda erkek tipi saç dökülmesini de önlüyor (Bkz. ABD Bşk. Donald Trump). Kabak çekirdeği ve kabak çekirdeği yağının içindeki bazı maddeler de tıpkı yukarıda ismini verdiğim iki maddenin gösterdiği etkiyi gösteriyor. Dolayısı ile erkeklerin epeyce işine yarıyor. Eğer kadınlarda “erkek tipi” ya da “cinsellik hormonlarına” bağlı saç dökülmesi varsa kabak çekirdeği ve yağından aynı oranda onlar da istifade ediyor.

Miktarına gelince, her zaman altın kural az ama düzenli tüketmektir. Özellikle akşam yemeğinden sonra bir avuç kabak çekirdeği ya da salataların üzerine gezdirilecek soğuk sıkım kabak çekirdeği yağı son derece yararlıdır. Konu hakkındaki ayrıntılı yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

4.Eczanede satılan bütün şampuanlar güvenilir mi?

Bu sorunu net cevabı Hayırdır. Eczanede satılması güvenmek için ne gerek ne de yeter şarttır. Öyle şampuanlar var ki, hiçbir eczanede bulamazsınız çünkü albenisi zayıftır, iyi pazarlanamamıştır ve kıyıda köşede kalmıştır. Ancak öyle şampuanlar da var ki, eczanelerin baş köşesindedir, en çok para reklamına ve sunumuna (ambalajına) harcanmıştır. Dolayısı ile şampuan konusunda tercih bana göre hekim-danışan görüşmesi ile belirlenmelidir. Bir de afili laflara kanmamaya dikkat etmek önemlidir. Ne demek bu; ismi her organik – bitkisel olan öyle olmadığı gibi, her organik/bitkisel de mutlak yararlı demek değildir. Organik kelime anlamı itibarı ile “karbon bazlı” demektir. Yani pratik olarak hemen her şey. Ancak algısı “sağlıklı ürün” temeline oturmuştur. Ben size tam organik ve tam bitkisel bir iki madde söyleyeyim mi; esrar, eroin ve kokain… Bunlar hem organik hem de bitkisel kaynaklı…

Mağazaların ve şimdilerde eczanelerin kozmetik reyonları göz alıcı renklere bezenmiş bir festival havası andırıyor artık. İçinde ne olduğu hakkında çoğu zaman doğru bilgi edinemeyeceğimiz yüzlerce afili ambalaj karşımızda duruyor. Kimisinde indirim var, kimisi bir alana bir bedava. Kimse ayranım ekşi demiyor; hepsi saçı kuvvetlendiriyor, kırıkları önlüyor, saçı besliyor vs… Ne yazık ki çoğunun altı boş. Şu hafif karamsar ifade bile bunlardan daha doğru: En iyi şampuan saça ve saçlı deriye en az zarar veren şampuandır. 

5. Saç şampuanı alırken nelere dikkat etmeliyiz?

Bu konu çok önemli. En temel kural şu; bir şampuanın içinde ne kadar çok kimyasal farklı madde varsa o şampuanın çapraz reaksiyon vermesi, alerjik bir zemin oluşturması daha olasıdır. Basit formülasyonlar her zaman daha risksizdir. Birinci kural bu… İkinci kural meşhur hacim artırıcı, köpürtücü ve koruyucular… Paraben konusu iyi kötü öğrenildi. Çoğu ürünün üzerinde şimdilerde “Paraben Free” yazıyor. Ancak parabenin yerine ne konduğunu çoğu kişi bilmiyor.

İkinci husus, şampuanları köpürten “Na Lauryl Sulphate” isimli bir “organik” madde var. Bildiğiniz deterjan… Bana göre bu kimyasaldan uzak durmalı. Çok köpüren şampuanlara da biraz mesafeli olmakta fayda var.

Tipik bir çamaşır deterjanı formülasyonu; üstte natural yani doğal olduğu en altında da hiç fosfat içermediği ifade ediliyor. Natural yazarken aslında yanlış söylemiyorlar ama biz yanlış algılıyoruz. Onlar doğadan elde ettiklerini ifade ediyorlar biz sağlıklı, zararsız gibi algılıyoruz. 

İkinci husus şu; deterjanları köpürten ve yağı söken madde bu formülasyonda sodium lauryl sulfate… Çok ucuz çünkü, çok yaygın. Çamaşır yıkarken yağları sökmek için kullanılan bu maddeyi bence derimize sürmemeliyiz. Daha deri dostu yağ çözücüler tercih etmeliyiz. Biz bulaşık ya da kirli çamaşır değiliz ki, deterjanla temizlenelim değil mi efendim?

 

Yazıyı uzatmamak için son bir genel kural ile şampuan seçimimizi tamamlayalım; şampuan deriden bir maddenin emilmesi ve saç köküne ulaşması için uygun formülasyon değildir. Çünkü deri ile temas süresi çok kısadır. O nedenle “saç kökünü besler” gibi ifadeleri pek önemsememek gerekir. Örneğin bir zamanlar efsane olan “Provitamin B5” pek çok şampuanın içine konmuştur. Ancak saç köküne hiçbir yararı olmadığını daha doğrusu oraya ulaşamadığını biliyoruz. Konu hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenlere, konu hakkındaki yazıyı okumalarını önerebilirim.

Tüm bu izahlardan şu anlaşılmasın. Piyasada oldukça güzel şampuanlar var; ancak bunlar reklamı çok yapılan ve katı kozmetik rekabet ortamında ayakta kalmaya çalışanla değil. Ne yazık ki burada marka ifade etmem mümkün değil.

6.Her gün saç yıkamanın saça bir zararı var mı? Kaç günde bir saçımızı yıkamalıyız?

Her gün saçı yıkamanın saça bir zararı yok. Ancak sağlıklı bir davranış olup olmadığı tartışılır. Zira bizim saçlı derimizi koruyan en önemli unsurlardan bir tanesi saç kökünde bulunan ve yağ asitleri üreten sebase bezlerdir. Bu bezin üretimi saç ve saçlı deride bir yağ tabakası oluşturur. Ancak bu tabaka koruyucudur ve ciddi görevleri vardır. Konu hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bazı ciltler çok yağlı bazıları da çok kuru oluyor. Yani her cilt aynı miktarda yağ üretmiyor. Yağlı saçlar için her gün veya iki günde bir yıkamak uygunken, kuru cilt ve saça sahip olanların biraz daha kirlenmeye (!) yani derinin yağ üretmesine izin vermeleri uygun olur. Bu kişiler saçlarını her gün yıkamamalı ve derinin üzerindeki koruyucu yağ tabakasını söküp atmamalıdır.

7. Sürekli aynı şampuanı mı kullanmalıyız ya da zaman zaman başka bir şampuanla değiştirmeli miyiz? Değiştirmek gerekiyorsa ne kadar zamanda değiştirmeliyiz?

Bu konu tamamen kişilikle ve tercihlerle ilgili… Bazı karakterler eşyalarına, sadakatle bağlıdır. Aynı çayı içer, aynı bardağı ister, bir firmanın kozmetik veya gıda ürünlerine bağlanır. Bu hem doğru hem de yanlıştır. Doğrudur çünkü aidiyet duygusu ve güven çok kolay elde edilen bir kazanım değildir, kıymeti bilinmelidir. Yanlıştır çünkü gelişmeye, daha iyisine ulaşmaya engel olur. Bizler sosyal canlılar olduğumuz için değişimlere, önerilere açık olmalıyız.

Ben şöyle yapıyorum; insan vücudu gündüz ile gece iki farklı makine gibi çalışır. Aynı durum gecelerin uzun olduğu sonbahar/kış dönemi ile gündüzlerin uzun olduğu ilkbahar/yaz dönemleri için de geçerlidir. Bu konuda hassas olan bireyler bu dönemlerde farklı şampuanlar kullanmalılar. Soğuk ve kuru havanın hâkim olduğu sonbahar/kış döneminde cildimizin koruyucu yağını alıp götüren cinsten şampuanlar kullanılmamalıdır. Onun için cildi yağlı olanlar bile bu dönemde “yağlı ciltler için” olan şampuanlar yerine “normal/kuru” ciltler için olanları tercih etmeli ki, cilt yağından mahrum kalmasın.

 

Yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Views All Time
Views All Time
195
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

1 yorum

  1. Teşekkür ederiz hocam,hocamızın değerli bilgilerinizi paylaştığınız için. Ben sıkça sorulan sorulardan olsa da soru soran neslin tükenmesiyle sıklığı da azalan bir soru sormak istiyorum müsaadenizle. Şampuanlarda temizleme dışında haliyle kullanılan koku yumuşaklık vs gibi amaçlarla içine koyulan kimyasalların saçlara bir zararı oluyor mu bilimsel açıdan, yoksa eski büyüklerimizin evlerinde bile yaptıkları doğal sabunları kullanmaları bir alışkanlık getirisi midir?

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*