Saç Sağlığı, Yaşlanma, Genetik ve Epigenetik

Bugün insanlar dış görünüşlerine daha önce hiç olmadığı oranda önem veriyorlar. Fizyonomi motivasyonu, kendine saygıyı ve toplumdaki sosyal statüyü doğrudan etkiliyor. Dış görünüşün en önemli bölümünü de yüzümüz daha doğrusu simamız oluşturuyor. Saç bunun bir numaralı parçası… Gerçek şu ki yaşlanma kaçınılmaz. İnsan geleceği bilemese de bir gün öleceğimizi hepimiz biliyoruz. O güne kadar sağlıklı ve dış görünüşü hoş yaşamak en büyük arzumuz. Yaşlanmanın etkileri tam olarak ortadan kaldırılamasa da, geciktirmek, ötelemek çoğunlukla mümkün artık. Bunun için çalışan devasa bir sektör var.

İnsanın görünüşünü etkileyen bir numaralı etken simamız demiştik onun içinde de saçlar…

Bu nedenle modern insan cinsiyetten bağımsız olarak saça çok büyük önem veriyor. Geçenlerde gözümün önünde tamamı ile saçsız birisi için dizayn edilmiş epitez (peruk) taktılar. İnanın adam bir saniyenin içinde on yıl gençleşti. Gerekli düzeltme ve rötuşları yapmak için bir süre sonra çıkardıklarında ise o kişinin yüzünün nasıl düştüğünü, çöktüğünü bugün gibi hatırlıyorum. O kişi saç ekimine de uygun değildi o nedenle peruktan başka çaresi yoktu…

Saçımız da yaşlanıyor elbette ve biz bunu bin bir türlü takla ile geri döndürmeye çalışıyoruz. Kadınlar açık ara önde; saçları ve saçlı derileri kimyasal yükle dolu… O boya senin bu masaj yağı benim gidiyorlar. Daha bir ay önce bir meslektaşım Fas’a gitmiş, gidince de argan yağı almış. Kendi ağzından duydum, ülkeye dönüp ürünü açtığında kullanılmış kızartma yağı olduğunu hemen anlamış. Düşünün argan yağı diye ayçiçek yağı bile satmıyor adam.

Madem saç ve yüz bu kadar değerli onları kimyasala boğmamamız gerekiyor. Daha önceki yazılarda cildin en üst tabakasını anlatmıştım… Orası dümdüz, pürüzsüz bir tabaka değil. Biz o tabakada su tutmak (cildi nemlendirmek) için çok uğraşıyoruz. Peki hiç düşündünüz mü o ölü hücre katmanları arasına giren kozmetik dolgu maddelerinin, ağır metallerin, renk veren maddelerin size nelere mal olduğunu? Erken yaşlanmaya (premature aging)… Böylece kozmetik sorunlar kozmetik ürünlerle kapatılmaya çalışılıyor; buna İngilizce’de vicious cycle (kısır döngü) deniyor. Üretici firmalar için sonsuz bir müşteri kaynağı… Bu her ürün, her firma için geçerli değil, ancak piyasa sahte ve kalitesiz ürün kaynıyor. Şu da bir gerçek, saygın bir markanın her ürünü aynı saygınlıkta da değil.

Saç için durum şöyle; biz saç teline çok büyük önem veriyoruz, kalınlaştırıyoruz, koyultuyoruz, boyuyoruz, ısıtıyoruz, bazen yakıyoruz, jöleler, atraksiyonlar vs. Ancak saçın gerçek sağlığı derinlerde derini altında gizli… Oraya yönelirsek saçımız değil bizden önce yaşlanmak, görünüşümüzü on yıl geriye götürecektir. Tıpkı başına peruk takılan biraz önce anlattığım vakada olduğu gibi.

Saçın yaşlanması iki kısımda değerlendirilebilir:

  • Saç telinin yıpranması (incelme, çabuk kırılma, direncinin düşmesi vb.)
  • Saç folikülünün yaşlanması (daha az keratin üretimi, melanin üretiminin düşmesi, androgenetik ve yaşlanmaya bağlı saç kaybı, anagen fazdaki saç teli miktarının azalması vb.)

Saçın yaşlanması süreci içsel ve dışsal etkenlere bağlı:

  • İçsel etkenler: Genetik, epigenetik, hormonal profil, biyokimyasal profil vb.
  • Dışsal etkenler: Ultraviole, hava kirliliği, beslenme, yaşam tarzı, sigara alışkanlığı vb.

Tüm etkenlerin saçı yaşlandırmada ortak yolaklarından bir tanesinin artık “Oksidatif Stres” olduğu genel kabul gören bir yaklaşımdır (1). Bu nedenle iyi bir saç ürününde, sıradan değil, amaca yönelik bir antioksidanın mutlaka olması gerektiğini bir kez daha hatırlatalım.

Saçın yıpranması pek çok nedenle ve kolaylıkla olabilir. Ana iki etken çevre şartları ve saçın maruz kaldığı fizikokimyasal muamelelerdir. Açma, boyama, perma, düzleştirme işlemleri bunların başında gelir. Bu işlemler sırasında saçın en üst tabakası (kütikül) kabarır ve yumuşar. Böylece mekanik aşınmaya çok daha yatkın ve duyarlı hale gelir. Bu süreç zaman içinde saçın direncini düşürür ve kimyasal yükünü artırır. Saç bundan sonra bu işlemlere maruz kalan bölgedeki kütikülün uzunlamasına yarılması ve kırılması ile sonuçlanır (trikoreksis nodosa).

Tipik bir trikoreksis nodosa vakası. Çoğu kadın saçlarının çok cansız olduğunu (nemsizlik), çabuk kırıldığını (kütikül tabakasının zayıflığı), uçlarının püskül püskül olduğundan şikayet eder. Aslında bu şikayetlerinin çoğu “saçları böyle olmasın” diye yaptıklarından kaynaklanmaktadır. Saç ne kadar az fizikokimyasal muameleye maruz kalırsa o kadar iyidir. 

Ancak modern insan saçına gerek kimyasal (boya, açma, koyultma vb.) ile fiziksel (sıcak uygulama, düzleştirme vb.) işlemleri sıklıkla yaptırmakta ve bu bir gereksinim haline gelmiş durumdadır. Trikoreksis nodoza saç teline ait en sık görülen sorunlardan bir tanesidir. Bir gereksinim (fizikokimyasal işlemler) bazen böyle istenmeyen sorunlara neden oluyorsa, arada bir denge kurmak zorundayız. Bu denge gereksinimlerden vazgeçmeden yan etkilerini kontrol etmek olmalıdır. Saç sağlığı konusunda iyi bir danışan-danışılan ilişkisi de önemlidir. Bazı özel ve kalitesine güvenilir (ör. organik sertifikalı) yağların karışımları ve bazı ilaveler bu tür sıkıntıların azalmasına yardımcı olmaktadır. 

Saçın ağarması, renginin açılması büyük oranda melanin pigmentinin azalan üretimine bağlıdır. Melanin, melanosit adı verilen boya üreten hücrelerin içindeki melanozom denen bir organelde üretilir (melanogenezis). Kritik madde tirozin aminoasiti, enzim ise tirozinaz enzimidir. Bu enzim diğerleri gibi bir proteindir ve geninin üstü epigenetik olarak kapatılırsa saçta melanin üretilemez. 50 yaş üstü kişilerin en az yarısında saçlar beyazlar. Saç beyazlaması oranlarında iki cins arasında önemli bir farklılık yoktur.

Trikoreksis nodoza, bir saç telinin mikroskop altındaki görüntüsü… Kutikül incelmiş, yıpranmış ve nihayet yırtılmıştır. Daha sonra saç telinin içindeki keratin iplikçikleri etrafa saçılmıştır. Bu saç bu noktada çok güçsüzdür ve kırılıp kopması kaçınılmazdır. 

 

Saç dökülmesi, erkek tipi ve kadın tipi olmak üzere ayrışır. Erkeklerin yarısında 50 yaşına kadar %70 vakada saç ağarması gözlenir. Kadınlarda oranlar daha düşüktür ancak menapozdan sonra erkeklere yaklaşır.

Saç dökülmesi genetik geçişi olan, yaşla birlikte artma eğilimi gösteren bir durumdur. Saç dökülmesinin genetik geçişinin mekanizması hakkında çok fazla bilgimiz olmasa da, cinsellik hormonları (androjenler) ile ilgili mekanizma oldukça iyi anlaşılmıştır.

Özetle güçlü bir testosteron analoğu olan dihidrotestosteron saçtaki reseptörlerine (almaç) bağlanarak saç minyatürize etmektedir. Daha sonra saçın döngüsü kısalmakta ve saç telleri melaninsiz, sarı, ince hav tüyler halinde kalmaktadır. Bu evre saçın çıkması için halen bir şeylerin yapılabileceği kritik bir evredir.

Son zamanlarda saç dökülmesi ile ilgili çalışmalar bir başka bilimsel gerçeği ortaya çıkarmıştır: Mikroinflamasyon… Yani saç köklerinde yavaş ilerleyen, ağrısız, mikroorganizmaların salgıladığı maddelerden kaynaklandığı düşünülen bir yangı (inflamasyon) gözlenmiştir. Sağlıklı saçlı derideki mikroorganizmalar (flora) bu tür maddeler salgılamazlar. Ancak saç ürünlerinin, şampuanların veya kuaför ürünlerinin içindeki maddeler (hidrojen peroksit, boyar maddeler, metal kalıntıları vs.) florayı bozmakta ve saçlı deri sağlığı tehdit altında kalmaktadır. Hava kirliliği ve ultraviyole de bu bozulmadan sorumlu tutulmaktadır. Aynı durumun bağırsaklarımızda da olduğunu daha önceki yazımızda tartışmıştık.

Kadın tipi saç dökülmesinde androjenlerin etkinliği kanda yüksek bulunduğu bireyler hariç biraz tartışmalıdır. Kadınların testosteron, dihidrotestosteron ve bu hormonların reseptörlerinin miktarı erkeklere göre çok düşüktür. Bu nedenle erkek tipi saç dökülmesi (alın, üst alın ve kafanın tepe bölgesi) %90 oranında androgenetik iken; yani erkeklik hormonu ve babadan geçen genlerle ilişkili iken kadınlarda bu ilişki daha zayıftır.

Bu nedenlerle erkek tipi kellik tedavisinde standart yaklaşımların tedavi etkinliği yüksektir, kadınlar için tam tersi söz konusudur. Kadınların saç dökülmesinin paterni, ne zaman başladığı, hamilelik, fiziksel veya ruhsal travmayı takip edip etmediği, menapoz ile ilişkisi, uzun bir süreye yayılmış yavaş bir dökülme mi, yoksa ani gelişen hızlı bir dökülme mi olduğu, hormon, vitamin ve mineral profili ile yakından ilişkilidir. Bu durum standart bir kadın tipi saç dökülmesi ilacının yapılmasını zorlaştırmaktadır. Sevindirici haber ise şudur; kadın tipi saç dökülmesi problemi dikkatli bir muayene ve analiz ile çözüldüğünde kadın saçı erkek saçına göre çok daha hızlı ve canlı bir cevap vermektedir.

En solda sağlıklı saç kütikülü görülmektedir. Ortada hasarlanmış bir saç teli en sağda ise ileri derecede hasarlanmış hali görülmektedir. 

Solda ısıdan sağda ise boyamadan zarar görmüş saç telleri…

Her iki cinste de basit ancak çok önemli bir muayene bulgusu tedavinin ne kadar başarılı olabileceğine dair bir ön bilgi verebilir. O da derinin katlanabilirliği ve bağ dokusu miktarının artıp artmadığına (mikroinflamasyon sürecinin evresi ile ilgili) dair veridir. Objektif değil subjektiftir ancak eli aşina hekimler bu testten yeterli fikri çıkarabilmektedirler.

Saçlı derinin muayenesinde derinin kolay katlanabilir olması olumlu, gergin ve sertleşmiş olması ise mikroinflamasyon göstergesi kabul edilir. Bağ dokusu artmış, fibrosis dediğimiz durumun ilerlemiş olduğu vakalar daha dirençlidir ve ortalamadan daha fazla müdahale gerektirir.

Saçın yaşlanmasında epigenetiğin etkinliği 11 Japon erkek ikiz üzerinde yapılan iyi bir çalışmayla gösterilmiştir (2). Saçın yaşlanması daha doğrusu hızlı yaşlanması (premature aging) iç etkenler ve dış etkenlerle olur demiştik yazının başında… İşte bu iç ve dış etkenlerin tam kesiştiği noktada da epigenetik değişiklikler duruyor, şükür ki geriye döndürülebilir değişiklikler…

 

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov

 

 

Views All Time
Views All Time
355
Views Today
Views Today
2
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*