Şeytanı Taşlamak

Bayramınızı kutlamak isterim söze başlamadan önce. Herkesin ama en çok da sevdiklerinden bir bayram daha ayrı kalmak zorunda olan masumların, mazlumların bayramını kutlamak isterim. Gönül isterdi ki bu bayram herkes için gerçek bayram olsun, herkes ailesine, sevdiklerine kavuşsun. Kanadı kırılanların özgürlükleri tekrar onarılsın. Hak etmediklerini yaşayanlar hak ettikleriyle buluşsun. Bayram ne zamandır üzerine giydiği burukluk, hüzün, ayrılık elbiselerini değiştirip neşe, huzur ve adalet getirsin. Kendilerini her zaman ama en çok da bayramlarda eksik hisseden kalpleri birbirine kavuştursun. Bayramdan beklediklerimiz, istediklerimiz var; bayramın da bizlerden istedikleri kadar. Sanırım o da bizden mümkün olduğunca ziyaretlerde bulunmamızı, kalbi kırıklara destek olup gülümsetmemizi bekliyor. Ziyaret demişken toprağın üstündekiler kadar toprağın altındakileri de ziyaret etmeyi unutmamak gerek.

Bugün Kurban Bayramı; yani Hac Mevsimi… Müslümanlar hacca gittiler kutsal bir görevi yerine getirmek için. Haccın zamanı gibi bazı olmazsa olmaz ritüelleri vardır, bir tanesi de sanırım şeytan taşlamak.

Herhalde Shakespeare’in sözü de bu minvalde olmalı; tüm şeytanlar burada… Müslümanlar da onları taşlıyorlar.

Büyük oyun yazarlarından kabul edilen İngiliz William Shakespeare (1564-1616), insan doğasını (yaratılışını) en iyi anlamış şairlerden bir tanesidir aynı zamanda… Oyunlarındaki karakterler tüm zamanların insanlarıdır; “Hamlet”, “Macbeth” ve “Kral Lear” bu iddiaya en iyi örneklerdendir.

Milli Eğitim sistemimiz bu edebi kişiliklerden ders almak yerine onları gereksizce ezberlemek ve bir iki afili söz söyleyebilmeyi marifet sayar; Shakespeare deyince patlatırsınız bir “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” buyurun size derin edebiyat bilgisi. Oysa edebiyat hayattır, her hayat biraz edebiyattır. İnsan ömrü tüm hataları yaparak tecrübe edecek kadar uzun olmadığı için, edebiyat size yardım eder… Tüm acıları çekmeniz gerekmez, sizi acı çeken insanlarla tanıştırır. Empatiye, vicdana, insafa, insan olmaya zorlar… Böylece kısacık ömrünüzde insan olmanın ve insan kalmanın yollarını öğreniriz. Her gün maruz kaldığımız yanlışa doğru diyenlerden uzaklaşarak, dünyadan uzaklaşarak edebiyat ile gerçek doğruları hatırlarız. Kendi çağlarının en iyi, en erdemli, “en insan” kişileriyle sohbet ederiz. Bizim göremediklerimizi, görüp özümseyemediklerimizi anlatırlar bize, yaşatırlar kitapların sayfalarında…

Neyse bu yazının konusu edebiyata olan aşkımızı taçlandırmak değil; başka…

Shakespeare’in bir sözü var, asıl o bizim konumuzla ilgili. O nedenle bahis açıldı büyük şair ve oyun yazarından…

O söz şu; “Cehennem boş, tüm şeytanlar burada.”

Türk Dil Kurumu, şeytan bahsini şöyle açıklıyor;

“1. Hz. Âdem’e secde etmediği için cennetten kovulan, insanları Allah’ın emirlerine karşı kışkırtan, kötülüğe yönelten cin, iblis,

2. Kötü düşünceli, kötü niyetli kimse,

3. sıfat Çok kurnaz, uyanık (kimse).”

Görüldüğü üzere şeytan hakkında pek sevimli ifade yok. Sanırım zihinler de böyle. Hacılar bu kötülüğü taşlıyor olmalı…

Ben de düşündüm ki, acaba şeytanı taşlamak için hacca gidemeyenlere bir iyilik yapabilir miyim? Önce kendime tabii ki…

Shakespeare’den ve hac ritüelinden anladığıma göre hakikaten cehennem boş olmalı, çünkü hepsi burada… Baksanıza TDK dahi “dünya şeytan dolu azizim” dercesine bir tanımlama yapmış. Kurnaz, uyanık insanları geçiyorum. Yoksa dükkânı kapatıp gitmek lazımdır. Kötü düşünceli, kötü niyetli kimseyi de geçiyorum; zira bunlara “şeytan” değil de “şeytani” demek lazım… Eh Hz. Adem’in karşısına çıkan şeytan da sanırım bizim gibi adi fanileri pek önemsemez, alimlerle, peygamberlerle uğraşıyor olmalı…

Ne kaldı elimizde? “İnsanları Allah’ın emirlerine karşı kışkırtan, kötülüğe yönelten cin, iblis” ifadesi.

Allah’ın emirleri kısmı herhalde tartışmaya ve yoruma kapalı. Bizim de haddimize değil. Bu kısmı da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın deruni hocalarına bırakalım, anlatsınlar. Bize kala kala “kötülüğe yönelten” kısmı kaldı… Shakespeare de bu fikirde olmalı…

Kötülük kavramı sadece dinde değil, evrensel ahlakta da ağırlığı olan bir kavram; bu nedenle bir iki kelam etmemize müsaade var sanırım.

Bence bizim taşlamamız gereken ve cehennemde değil de burada olanlar, işte bu “kötülüğe yöneltenler.” Bu kötülüğe yöneltenleri taşlamamız gerekiyor. Hem bunun için ta uzaklara gitmemize ve hac mevsimini beklememize gerek yok.

Ancak bu kadar muhafazakâr (!) bir toplumda bizi ne kötülüğe yöneltebilir ki; haydi eskiden komünistler vardı, onlar bizi kötülüğe yöneltiyordu… Onlar tepelendi, işleri görüldü. Dinsizler vardı, imansızlar, belki Hz. Adem’in karşısına çıkan şeytanla iş birliği yapanlar; eh onlar da pek ortada görünmüyorlar şimdilerde…

İyi de o zaman Shakespeare yanılıyor olmalı. O zaman taşlamaya da gerek yok, zira taşlayacak şeytanlar daha öncesinde taşlanmışlar, haşlanmışlar, halledilmişler.

İşte tam oturduğum yerden şeytan taşlamak isterken anlıyorum ki, yok onlar… Bizi kötülüğe yönelten, ya da dindarlar için onları Allah’ın emirlerine uymaktan alıkoyan şeytanlar yoklar. Kimse kimseyi kötülüğe yöneltmiyor, inananlar Allah’ın emirlerine itaat ediyor; şeytanlara paydos!

Sonra bakıyorum azıcık etrafıma; insanlar, yakınımdaki insanlar da dahil, hiç de öyle görünmüyorlar… Haram demiyorlar, kul hakkını Cem Karaca’nın ifadeleri ile “şapur şupur yiyorlar”, torunları kadar çocuklara sarkıyorlar, devletin malını Pasifik Okyanusu görüyorlar, çalmaktan çalışmaya vakit bulamıyorlar…

Banal ifadelerle sizi sıkmak istemem; ben taşlayacak şeytan arıyorum… Uzaklara gitmeden, oturduğum yerden. Şeytanın sözlük anlamına bakıyorum… Shakespeare’e göre onlar burada, çok yakınımızda olmalı diyorum. Cehennem boş, dünya küçük… Nereye gitmiş olabilirler!

Demek hem cehennem hem dünya boş; şeytanlar yok ortada…

Sonra birden aklıma Sabahattin Ali geliyor; korkuyorum önce. Hani solcu ya şeytan o olmalı (!)… Sonra diyorum “öldürdüler be Sabahattin Ali’yi, şeytanlık mı kaldı!” Kitapları geliyor aklıma, “İçimizdeki Şeytan” diyorum hemen… Shakespeare’in şeytanları orada olmalı…

Sonra hüzünleniyorum; “Ulan bu şeytan denen şey insan mı yoksa!” diyorum? Çocuksu hoşluk geliyor üstüme… Hani sosyal medyada kekliyorlar ya bizi; “yeni yerler keşfet” filan. İnsana kendini iyi hissettiriyorlar; sanki gerçekten bir şey keşfediyorsun gibi… Ben de öyle hissediyorum.

Bir türlü işin içinden çıkamıyorum ve şeytanları ortalıkta bulamıyorum. Anlıyorum ki, “şeytan içimizde.” Hemen yerden bir taş alıp kendime fırlatıyorum; şeytanı oturduğum yerden taşlıyorum.

Gerçek bayramlara ulaşmak dileğiyle, herkese iyi bayramlar…

 

Views All Time
Views All Time
114
Views Today
Views Today
4
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*