Türkiye Avrupa Birincisi Oldu!

Ülkemizi tebrik ediyoruz, Avrupa birincisi olduğu için… Sonuçta başarıya aç bir milletiz, birincilikler hoşumuza gidiyor.

Ülkelerin sporda, bilimde, bilgi yarışmalarında, üniversite aktivitelerinde ya da ihracatta, ar-ge gerektiren işlerde birinci olması hem ülke, hem vatandaş morali hem de dünyadaki reklam değeri için paha biçilmez haklı reklamlardır. O nedenle ülkemizi tebrik etmek durumundayız.

Fakat bir dakika… Her birincilik, gerçekten başarı mıdır? Sağlıkta nasıl bir birinciliği başarı saymalıyız?

Başlıktaki Avrupa birinciliği neye ait biliyor musunuz?

Diyabet Görülme Oranı Birinciliği (1). Nasıl bir birincilik ama… Anlat anlat bitmez!

2013 yılında yayımlanmış bu kapsamlı makaleye göre, ülkemiz Avrupa’da diyabet sıklığında birinci! Oranımız %14.85. Meksika’nın %12.63, Suudi Arabistan’ın %23.87! Sonra Kuveyt %23.09, Katar %22.87… Müslümanlar açık ara öndeler! Amerika’yı merak ettiniz? Kuzey Amerika ülkelerinden bu listeye girmiş en düşük oran (yeşil ile gösterilen ülkeler, % 10.44 ile Jamaika… Amerika listede yok! Demek ki bizden daha az diyabet oranı var Amerika’da… Nasıl da geçtik Amerikalıları!!! Bu arada Avrupa’dan da diyabet görülme oranı %10’un üzerinde olan sadece iki ülke var; Türkiye ve Karadağ… 

Diyabet görülme sıklığında müslüman coğrafya başı çekiyor. Gelecek için öngörüler de pek iç açıcı değil.

Ya işte böyle… Avrupa’da bize kala kala diyabet görülme oranı birinciliği kalmış. Spor, bilim filan hak getire…

Neden böyle? Canan Karatay hocalarımız var, sağlıkta devrim yaptığını iddia eden sağlık bakanımız da… Vızır vızır ambulanslar, devasa şehir hastaneleri, ülkenin her yanına mantar gibi yayılmış akademik seviyesi uzayda salınan tıp fakültelerimiz… Ne eksiğimiz var da bize düşe düşe bu birincilik düştü? Dahası eczanelerde ilaçlarımız, elektronik reçetelerimiz, on dakikada hasta bakan hekimlerimiz, muayeneye MR isteğiyle başlamakta mahsur görmeyen sağlık sistemimiz…

En çok diyabetli Çin’de, sonra Hindistan ve Amerika… Hemen “aa birinciliği kaptırmışız diye üzülmeyin canım, onların nüfusu bizim kaç katımız. Biz oran olarak birinciyiz.!” 20 yaş üstü nüfusun %14.85’i diyabetli bizde… Çinde bu oran %9.3, ABD ve Hindistan’da %8.3…

Makale diyabeti şöyle tanımlıyor; diyabet, insülin sekresyonu, insülin fonksiyonu ya da her ikisinden kaynaklanan kronik yüksek kan şekeri (hiperglisemi) ile karakterize bir grup metabolik hastalıktır. Biz şeker hastalığı olarak bilsek de durum öyle değil. İnsülin anabolik (vücutta tüm yapıtaşlarını etkileyen büyütücü bir hormon) bir hormon olduğu için kendisi veya fonksiyonu bozulduğunda sadece karbonhidrat değil, yağ ve protein metabolizması da bozuluyor.

Bu durumdan en çok iskelet kasları ve yağ dokusu etkileniyor. Ancak diyabet bildiğiniz gibi asıl olarak göz (retine), böbrekler (nefronlar) ve sinirleri (çevre doku sinirleri) etkiliyor ve oralarda hasara neden oluyor.

Diyabet retinopati ve körlügün, kalp hastalıklarının, böbrek yetmezliklerinin ve bacakların kesilmesine neden olan dolaşım bozukluklarının bir numaralı nedenidir. Ama bizim göz kliniklerimiz ve hastanelerimiz, kalp merkezlerimiz, diyaliz ünitelerimiz ve bolca bacak kesecek cerrahımız var; hazırlıklıyız anlayacağınız.

Diyabeti nasıl sınıflıyoruz?

Diyabeti Amerikan Diyabet Cemiyeti’ne (American Diabetes Association (ADA) 1997)  göre

Tip 1 (insülün bağımlı, pankreas hiç insülin üretemiyor)

Tip 2 (pankreas insülin üretiyor ama insülin fonksiyon göremiyor)

Gestasyonel (hamileliğe bağlı) diyabet olarak sınıflıyoruz.

En yüksek diyabet görülme oranları Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da… Bakıyorum müslüman ülkeler burada global birinciliği kimseye kaptırmamışlar. Oysa herkes Amerikalıları diyabetten kırılıyor sanır. Kaptırır mıyız elin gavuruna (!) birinciliği biz! Sahi siz hiç bakanımızdan bu birinciliği duydunuz mu?

Bu arada prediyabet ve tanı konmamış diyabet oranlarında da ilk üçte olduğumuzu söylememize gerek yok sanırım.

Bir başka makale şu noktaya dikkat çekiyor; diyabette şekerler elbette suçlu, iyi de şekeri bize bir terör örgütü havadan vermiyor ya! Bakanlıklarımız GDO’suz gıdalar için fedakarane çabalıyorlar, çiftçimiz sağlıklı şeker pancarı şekeri üretiyor ama yine de birinciliği kimseye kaptırmıyoruz.

Bu makale diyor ki, işin doğrusu kalitesiz beslenme alışkanlıkları ve sedanter yaşam (hareketsiz, yakında Türk tipi diyecekler) açık ara iki suçlu diyabette. Buna bir de sigarayı eklediğinizde erken ölümlerin %80’ini önleyebiliyorsunuz. Eee, sağlık bakanlığı sigara yasağı konusunda cansiperane uğraşıyor yine de birinciyiz!

Diyetimiz belki GDO’suz ama bu sağlıklı demek değil. Ne yediğimizi bilmiyoruz. Türk insanı yasakla sigaradan vazgeçmiyor. Ne kaldı elimizde; hareketli yaşam…

Halkımız tam hareket edecek, kararlı, giyiyor eşofmanlarını alıyor yanına çekirdiğini, çiğdemini… Aaa şehirlerde hareket edecek yer yok! Ya olur mu ne demek yok!

Yok kardeşim, İstanbul üst üste yaşıyor, Ankara yaşamıyor, durumu idare ediyor. Havası da epey kirli çıkmış zaten.

Bu makale sert kabuklu kuruyemiş tüketimine ayrı bir önem vermiş; hepsi tanıdık…  Fındık, badem, ceviz ve biz ekleyelim Antepfıstığı. Bunların tüketimi ile diyabet görülme oranının azaldığını bilimsel olarak ortaya koymuş (2).

Haydi bademi anladık çoğu ithal. Ama öteki üç kuruyemişin anavatanı sayılırız. Lakin fiyatları ateş pahası. İtalyanın, İsveçlinin çikolatasına koymak için aldığı fiyatın kaç katına halkımız alıyor bunları Allah bilir.

Neyse efendim büyüklerimiz daha iyi bilirler; paramız var, diyabet hastalarına ilaç alacak kadar…

Ne gerek var, şehir ormanına, üniversitelerde araştırmaya, halkı adam gibi bilinçlendirmeye… Bu birincilik iyi geldi bize… Moralimiz düzeldi.

 

  1. http://www.wjgnet.com
  2. http://jn.nutrition.org

 

 

 

 

Views All Time
Views All Time
292
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 geri izleme / bildirim

  1. Ne Yediğiniz mi Ne Kadar Yediğiniz mi Önemli?
  2. Endokrin Bozuculara Giriş

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*