Ultraviyole Işık ve Biz – 5

Ultraviyole ışığın insanoğlu ile olan ilişkisini anlattığımız yazı dizimize devam ediyoruz. Bu yazımızda da ultraviyole ışığın insan sağlığı için yararlı olan etkilerini anlatmaya devam edeceğiz. Görüldüğü gibi o kadar fazlalar ki tek bir yazıya sığdıramıyoruz.

UV’nin koruyucu etkileri

Ultraviyole ışığın tedavi edici etkilerine bakacağız şimdi de. Ultraviyole ışığın tedavi edici bir ajan olarak kullanılması olayına fototerapi adı verilir. Burada ihtiyacımız olan dalga boyunda ışığa maruz bırakarak hastayı tedavi etmeye çalışıyoruz. Sadece cilt hastalıklarında değil cildi tutan sistemik hastalıklarda da fototerapi kullanılabiliyor. Buyurun size birkaç örnek; rikets (raşitizm), psöriazis (sedef hastalığı), egzema, sarılık (yenidoğan sarılığı), vitiligo, atopik dermatit, lokalize skleroderma… Görüldüğü gibi sadece erişkinde değil yenidoğan sarılığı gibi hastalıklar ile daha hayatın ilk günlerinde fototerapi medikal kullanımda karşımıza çıkıyor.

Hayatın ilk günlerinde bazen fizyolojik bazen de patolojik olarak kanda bilirubin düzeyi yükselir. Bu yükseliş belli bir sınıra geldiğinde bebeğe hasar vermeye başlar. Bu amaçla belli bir değerin üzerine çıkan bebeklerde fototerapi uygulanır.

Yenidoğan sarılığı nedeni ile fototerapi alan bir yenidoğan. Resimden de anlaşılacağı gibi gözleri  korumaya almışız ki ultraviyoleden zarar görmesin.  Fototerapinin burada kullanılmasının mantığı şudur; bilirubinin vücuttan atılabilmesi için konjuge bilirubin haline gelip atılması gerekir. Ama bu dönüşüm işleminin yeteri kadar gerçekleşememesi sonucu yenidoğan sarılığı ortaya çıkar. Fototerapi ile yapılan ise bu dönüşme işlemini deride ultraviyole ışık altında yapmak. Böylelikle artmış bilirubinin zararlı etkilerinden de yenidoğanı korumuş oluruz.

Kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyon ile olan ilgisine daha önceki yazılarımızda D vitamini ve ultraviyole ışığın ilişkisini incelerken değinmiştik. Aslında bu konu hakkında daha söylenecek çok şey bulunmakta. Ama şimdilik şu hatırlatmayı yapalım ve diğer konumuza geçelim; uygun dozda ultraviyole ışığa maruz kalan kişilerde kalmayanlara göre kalp-damar hastalıkları ile hipertansiyon görülme sıklığı daha azdır.

İlgilenmemiz gereken bir diğer konu ise serotonin ile ultraviyole arasında olan ilişki. Burada yine bir aracı molekül kullanmaktayız. Bu da D vitaminidir. Direk gün ışığı ile temas sonucu üretilen serotonin miktarı artmaktadır. Serotoninin ise bir nörotransmitter olarak merkezi sinir sisteminde rol aldığı bilinen bir gerçektir. Serotoninin artmış fonksiyon görmesi sonucu kişide mutluluk, iyilik ve sakinlik hali ortaya çıkar. Dedik ki direk gün ışığı ile serotonin arasında bir ilişki mevcut. Bu ilişkinin yaz ve ilkbahar aylarında daha etkindir ve daha çok serotonin sentezlenir. Peki sonbahar ve kış aylarında durum nasıldır? Daha az ve eğik açı ile ışık alan yerküre, daha az ultraviyole ışık getirecek ve insan vücudu da daha az serotonin üretecektir. Peki sonbahar ve kış aylarında genele baktığımızda toplumda hangi duygular hakimdir? Hüzün, mutsuzluk… Yani diyebiliriz ki serotonin yaptığı etkilerin tam tersi. Bunu biraz da serotonin çekilmesi gibi yorumlarsak çok da yanlış olmayacağı görüşündeyim.

D vitamini-serotonin sentezi ve serotoninin duygularımız üzerine olan etkileri.

Yukarıda anlattığımız mevsimlere (ya da güneş ışığına göre) insan duygulanımının değişmesi.

Şimdiki konumuz ise ultraviyole ışık ile karşılıklı denge sağlayan bir molekül. Kendilerine melanin diyeceğiz. Bir pigment molekülü olan melanin cildin koyuluğunu sağlayan maddedir. Melanosit denilen melanin üretmeye özelleşmiş hücrelerden sentezlenir. Peki melanin ile ultraviyolenin nasıl bir etkileşimi mevcut? Orta düzeyde kabul edilen UV ışık maruziyeti sonucu ciltte bulunan melanin pigmenti üretimi stimüle olur yani uyarılır. Bu uyarım sonucu melanin miktarı artar. Melaninin asıl etkisi fotoprotektif bir ajan olmasıdır. Ne demek bu şimdi? Yani gün ışığının zararlı etkilerine karşı bizi korur. Bunu UV-A ve UV-B’yi absorbe ederek (emerek) derinin daha alt katmanlarına geçmesini engelleyerek yapar. Ayrıca gelen bu enerjiyi absorbe ettikten sonra başka bir enerjiye çevirmesi gerekir fizik kuralları gereği. Bunu ise zararsız ısı enerjisine dönüştürerek yapar. Ayrıca korumasını yaptığı hücrelerde ultraviyole ışığın neden olabileceği direk ya da indirekt DNA hasarı oluşmasını engeller. Sonuçta cildi ileride bahsedeceğimiz zararlı etkilerden korumuş olur. Bunlardan en önemlisi tabi ki de cilt kanseri.

Bu şekilde özellikle jeografik bölgelere göre ten renginin sınıflamasını kullanarak cilt kanseri gelişme riskini ortaya koymuşlar. Açık tenlilerin koyu tenlilere göre kanser gelişme riski fazla. Ayrıca ultraviyole ışığa sensitivitelerine göre güneş yanığı mı yoksa bronzlaşacaklar mı bu bilgiyi çok güzel gösteriyor. Açık tenliler UV’ye sensitif yani duyarlı. Koyu renkliler ise oldukça dirençli. Açık renkliler güneş yanığı oluşturmaya bronzlaşmadan daha meyilli. Koyu tenliler ise kısaca hiçbir zaman yanmıyorlar.

Böylelikle ultraviyole ışığın yararlı etkilerini bitirmiş olduk. Zararlı etkilerine değineceğimiz bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.. Bu seriyi kaleme alarak bizleri bilgilendirmeye devam eden Dr. R3D’ye teşekkür ederiz.

Kaynakça

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

http://www.springer.com

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

 

Views All Time
Views All Time
64
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*