Nasıl Yaşlanıyoruz, Yaşlanmayı Yavaşlatabilir miyiz; Yaşlanmanın Göstergeleri

Yaşlanmanın işaretlerini ben biliyorum da siz bilmiyor değilsiniz elbette. Ancak bu makalede ben başka bir açıdan yaşlanmaya değinmeye çalışacağım. Öncelikle yaşlanmanın bizim dünyamızdan tanımı ile başlayalım: Yaşlanma, insan vücudundaki sistemlerin fizyolojik bütünlüğünde ortaya çıkan ilerleyici kayıp ve artan ölüm ihtimali demek. Çok sevimli bir tanımlama olmadı ama böyle.

Yaşlılıkla ölüm arasındaki köprüyü bildiğimiz ve bilmediğimiz hastalıklar oluşturuyor genelde. Kanser, diyabet, yüksek tansiyon, kalp krizi, inme vb. gibi hastalıklar yaşla birlikte görülme sıklığı artanlar sınıfında yer alıyor.

Şu anki bilgilerimiz ve bilimsel birikimimizle yaşlılığın ve nihayetinde ortaya çıkacak ölümün önüne geçmemiz imkansız gözüküyor. Bununla birlikte yaşlılığın ötelenmesi, hastalıklara yakalanma riskinin azaltılması ve/veya daha ileri yaşlara kaydırılması eskiye nazaran daha mümkün.

Mümkün zira bugün yaşlanmanın alamet-i farikalarını daha iyi biliyoruz. Bundan kastım yaşın ilerlemesi, kamburun çıkması, hareketlerin ve konuşmanın yavaşlaması, beynin sislenmesi, derinin büzüşmesi gibi göze gelen değişimler değil elbette. Bu yazı biraz teknik olacak ama yine de yeni tedavi yöntemlerinden bahsedebilmek için tıbbın yaşlılığa hangi gözle baktığını açıklamaya çalışacağım. Bu noktalar aynı zamanda geleceğin ilaçlarının etkili olması beklenen ana bozulma noktaları.

Bu yazıdaki bozulmaların hemen tamamı gözden ırak yerde, hücrelerin içinde ya da çevresinde oluyor. Nihayet fizyonomimize (dış görününüşümüze) yukarıda saydığım işaretler olarak yansıyorlar. İzninizle başlayalım; birinci sırada kaderimiz diyebileceğimiz genlerimiz geliyor.

  1. Genomik dayanıksızlık (instability)
  2. Telomer yıpranması (kısalması)
  3. Epigenetik değişiklikler (modifikasyonlar)
  4. Proteinleri düzenleyen sistemin eksikliği
  5. Mitokondri disfonksiyonu (enerji santrallerinin yıpranması)
  6. Hücresel yaşlanma
  7. Kök hücrelerin tükenmesi
  8. Hücreler arası haberleşmenin bozulması
  9. Bazı besin maddelerine karşı duyarsızlık

Tabii ki pek çoğu size yabancı geldi. İşte sellüler (hücresel) ve subsellüler (hücre içi yapılar) düzeyde olan değişiklikler fenotipimize (fiziksel varlığımız) yaşlanma olarak yansıyor.

Eğer sigara, aşırı alkol, hava kirliliği, ultraviyole ve kirli/yapay gıdalara maruz kalırsanız neredeyse tüm parametreler hızla yaşlandırıyor sizi… Örneğin genleriniz hasarlanıyor ve hücreler yeni yavrularını verirken bu hasarlı geni gelecek nesile aktarıyorlar. Böylece bir sonraki hücre daha dayanıksız, daha beceriksiz oluyor.

Çevresel faktörler, aile yapınız, ruhsal durumunuz genlerin üzerinde ayrı bir kontrol mekanizması olan epi(üzerinde/üstünde) genetik haritanızı bozuyor ve hücreler daha kötü yönetiliyorlar. Tıpkı savaş şartlarında ya da baskı/korku altında yaşayan insanlar gibi… Proteinlerin fonksiyon görebilecek şekilde katlanması ve 4 boyutlu yapıya kavuşmasını sağlayan sistem bozulur ve vücut protein üretmeye devam etse bile bunları fonksiyon görecek yapıya kavuşturamaz. Ayrıca görevi biten proteinleri parçalayan enzimlerin zamanla zayıflaması vücutta işi bitmiş, yıkılması gereken proteinleri parçalayamaz ve bunların birikmesine neden olurlar. Bu tür protein yapı ve yıkım bozuklukları Alzheimer, Parkinson ve katarakt gibi hastalıklarda çok belirgindir.

Sigara, ultraviyole, şişmanlık, insülin direnci ve sağlıksız beslenme hücrelerin enerji santrali mitokondrilerde radikal kaçaklarına ve serbest radikallerin normalden fazla üretilmesine neden olurlar. Yıllardır bu nedenle antioksidanlar (özellikle E ve C vitamini ile pek çok bitki kaynaklı antioksidan biyoaktif madde) yaşlanmayı önleyiciler olarak kullanılmış ancak başka nedenlerle çok da işe yaramadıkları görülmüştür. Yine de mitokondri hasarını önlemenin yolları vardır ve yaşla birlikte bu önlemlerin alınması sağlıklılık haline ciddi katkılarda bulunur.

İnsan vücudunda tüm hücrelerin bir ömrü vardır. Örneğin barsaklarımızın içini kaplayan hücrelerin ömrü 4-5 gün, kırmızı kan hücreleri 100-120 gün, bazı savunma hücreleri (beyaz kan hücreleri, lökositler) sadece 12 saat yaşarlar. Kan hücreleri hariç diğer hücreler ölmeden önce bölünerek (mitoz) kendi yerlerine görev alacak hücreyi meydana getirirler. Ancak her defasında daha az bölünme yeteneği olan yavru bir hücre ortaya çıkar (telomer kısalması). Böylece her ata hücrenin toplam bölünebilme sayısı vardır. Örneğin bir hücre yüz kez bölündükten sonra artık bir daha bölünemez ve hücresel düzeyde eksiklikler ortaya çıkar.

Kanda dolaşan hücrelerin çoğu kemik iliği ve timus (kalbimizin üzerinde bir bez)’daki kök hücrelerden ürerler. Yani kendileri bölünmezler. Bu kök hücrelerin bölünme kapasitesi de zamanla azalır ve bir süre sonra bazıları artık bölünemeyecek kadar yaşlanırlar.

Bu karmaşık yaşlanma dünyası içinde en çok aşina olduğumuz son madde; bazı besin maddelerine karşı duyarsızlık. Bunun pratikteki karşılığı insülin direnci. Vücudumuz zamanla şekerleri hücre içine sokan insülin hormonuna karşı direnç geliştiriyor ve hücreler şekerden yoksun kalırken şekerler kanda birikiyor (kan şekeri yüksekliği). Kanda ve sonra da dokularda biriken bu şekerler tıpkı bizim elimizi, dudaklarımızı yaptığı gibi bazı proteinleri de yapış yapış yapıyor ve onların görev yapmalarına engel oluyor (Hemoglobin oksijen taşıyan bir proteindir ve şeker hastalarında HbA1c’nin yüksek çıkması şekerin bu etkisinden dolayıdır).

Böylece bu mükemmel makine zamanla teklemeye başlıyor, sağından solundan yağ kaçırıyor, orası burası bozuluyor ve biz yaşlanıyoruz. Makineye ne kadar iyi bakarsak, ömrü o kadar uzun oluyor.

Şekil; Erken yaşlanmaya neden olan önemli faktörlerden bir tanesi vücutta oluşan serbest radikallerdir. Sigara, ionize radyasyon, ultraviyole (yazın kontrolsüz güneşlenme, solaryum), hava kirliliği ve aşırı gıda tüketimi bu radikallerin oluşumunu artırır. Radikaller agresif hayvanlar gibidir ve karşılarına ne çıkarsa onlara saldırarak hasar verirler. Sonuçta insan vücudunun en fonksiyonel yapıları olan DNA, proteinler, enzimler ve hücresel yapılar (en çok mitokondri) hasarlanır ve zamanla görevlerini tam olarak yerine getiremez hale gelirler.

 

Yaşlanmayı durdurmak elimizde değil ancak “sağlıklı yaş almayı” tesis etmek mümkün. Bunun için sağlıklı hekim-danışan ilişkisi sayesinde, doğru bilgi ve doğru davranışların içselleştirilmesi gerekiyor.

Kaynak;The Hallmarks of Aging

Views All Time
Views All Time
249
Views Today
Views Today
3
Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

2 geri izleme / bildirim

  1. Metilasyon Tıbbı, Epigenetik Mekanizmalar ve Saç Dökülmesi – Dr. Korkmaz
  2. Metilasyon Tıbbı, Epigenetik Mekanizmalar ve Saç Dökülmesi – Meloxcin

Yorumlar kapatıldı.